Sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2015 Perşembe

Yıl dönümü

Yıllar yılları kovalıyor, zamanın nasıl akıp geçtiği hakkında hiç bir fikrim yok artık. Çocukluk yıllarımızda hiç bir şeyden bir haber büyüyorduk, artık 20lerin sonlarındayım ve zamanın akıp gitmesini pek istemiyorum. Yaşanacak bir çok güzel his, görülecek muhteşem yerler var. Ah keşke diğer gezegenleri de görebilsek...

Hala lise yıllarında merdivenden inerken onu görüşümü hatırlıyorum. Nasıl beğenmiştim onu! Sonrasında konuşmaya, görüşmeye başladık, zor zamanlar atlattık ve bugün beraberliğimizin 1. yılı!!
Ne nasıl olur o kadar süredir tanışıyorsun ne bir yılı diyenler vardır eminim ama öyle hatta bu bir yılın yarısında ben başka ülkelerdeydim.

Onunla ilgili tüm hikayeler, onunla geçirdiğim zamanlar, anılar ve ona baktığımda içimde duyduğum aşk hepsi aklımda, hala onu her gördüğümde içim kıpır kıpır oluyor. Onu evine bıraktığımda evime varmadan özlüyorum... Oysaki bir mahalle var oturduğumuz yerler arasında ama özlem böyle bir şey sanırım. Sevmek böyle bir şey galiba!


Uzun ve mutlu bir ömürde nice nice yıllara birlikte biricik sevdiceğim <3



Nice mutlu yıllar herkese!!!!

5 Kasım 2014 Çarşamba

Sevme Dersi

Sevmek!


Kelime olarak ne kadar basit bir oluşum aslında. Fakat iş o kelimenin anlamına gelince dünyalar değişiyor, zaman duruyor, evrenler parçalanıyor ve bu durum kişiden kişiye göre değişiyor. Kimisi için bir çok anlam ifade ederken diğeri için bir hiç, bir başkası ise sevmek deyince sadece geçmişin yaşanmışlıkların da kaybolup gidiyor. Sadece gelecekteki sevmek eylemini de düşünenler çıkıyor arada.

Kimse anı sevmiyor, o anda sevmesi gerekeni sevmiyor. Sadece arada bilinçsizce sıkışmışlık var kalplerimizde. Ölü Ozanlar Derneğinde 'Carpe Diem!' diye söylüyordu, 'Anı Yakalamak!' anlamına geliyordu o sözcük ve maalesef bizim hiç bir zaman yapamadığımız bir olgu.


Arkadaşlarım bazen sevili edinmem yönünde söylemlerde bulunurlar, ah eskiden olsa bende çok isterdim zaten... Son yıllarda anladım ki ben birisiyle tanışma, buluşma ve çıkma olaylarını anlamıyorum. Yapamıyorum, beceremiyorum, elimden gelmiyor sanki! Artık olay öyle bir korku kısmına girmiş ki bir yanlış yapsam anında topuklarım gibi hissediyorum.

Farkına vardığım da tam bu durum işte anı yaşamayıp, yapacaklarımın üzerine aşırı odaklanıp bütün büyüyü bozmak. Hatta o kadar kayboluyorum ki bazen hiç konuşmadığımı fark ediyorum. Ve o güzel geçen zamanların ardında bir başıma kaldığımda Erol Evgin'in şarkısında söylediği gibi 'Seni düşündüm dün akşam yine, sonsuz bir umut doldu içime. Birde kendimi düşündüm sonra bir garip duygu çöktü omzuma.' dizeleri geliyor. İşte öyle bir şey! diyerek ne mutlu ne mutsuz arafta kalmış duruyorum.



Hoşlandığıma  hep her şeyi itiraf edip bu gönül yükünden kurtulma eğilimim vardır benim, nasılsa batıracağım ya yap kurtul mantığı sanırım. İşte bu yüzden hep istemişimdir bir 'Introduction to Fall in Love 101' başlıklı bir ders olsa ve alsam. Olsa ne güzel olurdu hani :-)




23 Nisan 2014 Çarşamba

Biri!

Bir itirafım var!
Hep dış güzelliklerine göre hoşlanmışımdır,
Çünkü hiç tanışacak cesaretim olmadı.

Lakin sevdim dediklerim hep tanıdıklarımdır.
Arkadaşlarım arasından, en özelleridir
Bir elin parmakları kadar yoktur sayısı daha



Aşk?
İşte onu bilmiyorum...
Her gördüğünde kalbinin yerinden çıkacak gibi olması,
Karnında tarifsiz bir hareketlenme
Ve yüzüne sıcak basmasıysa...
Ellerinin terlediği,
İki kelimeyi bir araya getiremeyip saçmaladığın durum ise
Bir kere oldu öyle.

Bir daha öyle hisseder miyim bilmiyorum..
Sanmıyorum, inancım kalmadı artık,
Oysa Salem Kralı Melkisedek;
'Sadece inanırsan kazanırsın, işaretlere dikkat et!'
Demiş bizim çobana.

Oysa işaretin ne olduğunu nasıl bilir insan,
Ki bilse bile, yeterli midir hayatını değiştirmeye?

İşte öyle biri olmalı ki benim sevdiğim!
Hayatımı değiştirmeli,
Teninin, saçının rengini bilmem ama
Gözlerinin rengi, neşe ışıltısı olmalı.
Kahkahasını yedi cihan duyabilmeli.

Tutup ellerimden,
Dünyanın yedi harikasını gezdirmeli beni.
Hani öyle biri olmalı ki!
Yanında zamandan sıyrılmalı,
Sonsuzluğu yaşamalı.

En değerli hazinem olmalı ki!
Karun kıskançlığından peşime düşmeli.
Bilgeliği Athena ile yarışmalı,
Aşkı İsis gibi olmalı.
Öyle biri olmalı ki işte!
Hikayeler sönük kalmalı.


21 Ekim 2013 Pazartesi

Aşık

"Sekiz yaşındaysanız ve aşıksanız hayat çok güzel!" Cedric

Yaşın bir önemi yok 'Aşıksanız!' hayat çok güzel oluyor zaten. Karnınızda nedenini bilmediğiniz hoş bir kıpırtı, ellerinizin terlemesi, göz bebeklerinizin büyümesi ve o eşsiz duygu kalbinizin yerinden çıkacakmış gibi hızlı hızlı atması...


Bir süre öncesine kadar benim için dünya masmaviydi. Hala öyle ama o kadar mavi değil artık, çiçekler bile o kadar renkli görünmüyorlar. Halbuki gökkuşağının  keşfedilememiş renkleri kadar çeşitli, o renk cümbüşü kadar ışıltılı olurdu demetler halindeki zarif bitkiler.


Eski günlerde olsa neler neler yazardım şimdi buralara, yazmışım da zaten ama bir başka blogumda onlara göz attım da çok değişmişim. Bir bakıma iyi olmuş sanırım, benim pek beğenmediğim. Çünkü ben kalbimin küt küt atmasını istiyorum hep sevgilimin aşkıyla, onun için çabalamak ve onun yüzündeki minik bir tebessümü görmek var ya! İşte o benim en büyük hazinem olmalı. Ben hep böyle bir aşk istedim... Ve biraz sevilmek...


Bugünlerde ise kendime baktığımda o ateş sönmüş, çekirge bir sıçrar, iki sıçrar üçüncüye ölür ya! Öyle olmuş işte, ölmüşüm. İçimde bir şeyler eksilmiş. Eskiden benimle ilgilenen insanları hiç farketmezdim, gerçekten! Açık açık benimle konuşmaz ise öğrenemezdim bile, yıllar sonra dalga konusu olurdu hatta olaylar. Şimdilerde kimseden hoşlanacağımı bile düşünmüyorum. Ben o hissi kalbimde bulmadıkça yanımda biriyle niye dolaşayım ki! Onun elini neden tutayım? Keşke amaçlar başka, düşünceler başka olsaydı, o kadar rahat olurdum, anlatamam.

Artık ne istediğimi bilmiyorum, belki de insanların yaptıklarını o kadar çok görüyorum ki, kimseye güvenesim gelmiyor... Biliyorum ki, en önemli şey güvendir bir ilişkide! Yoda gibi oldu :)



Desen ipliğimi nasıl dokuyor hiç bilmiyorum, Eros bir daha o altın kaplamalı okuyla beni vuracak mı? Tam bir muamma! Kader mi? Tesadüf mü? Bir bilgim yok... Fakat bu yürek ancak bir melek için öyle çarpar, daha önceden attığı gibi. Peki ya doğru iyi kalpli melek nerede? İşte o soruyu merak ediyorum...




8 Mayıs 2013 Çarşamba

Günümüzde hisler

Aşk!

Artık insanların kullandıkları eşyalara benzemiş artık,
Tüketici bir neslin tükenmişliği haline gelmiş... Geleceğin nasıl olacağını bilmiyorum ama insanların içindeki o güzel duyguların bir daha eskisi gibi saf olamayacağını sezer gibiyim.

Neden böyle oldu? Hiç bir fikrim yok! Üzerine uzun uzun düşündüm ama bu yozlaşmışlığın sebebini bir türlü bulamadım..

İnsan neden aşka karşı bu kadar acımasız olabilir ki? Neden seven bir gönülle oynar ve onu orta yerde hiç bir şey olmamış gibi bırakır. Bu oyuncakçıdan alınan peluş bir kedi değil ki! Sıkılınca kenara atasın veya beğenmeyince değiştirme fişini kullanasın.

Aşk, dünya üzerinde bulunabilecek en saf duygulardan biridir. Radyoaktiftir belkide o yüzden kısadır bu kadar ömrü. Fakat aşkla başlayan bir sevgi hiç bir zaman temiz bir kalbin içinden silinmez, yaşananlar ne olursa olsun. Sadece üzerinde derin yaralar bırakır bir yüreğin, damarların yanında büyük yarıklar ama onu sadece bir kalbi görebilen anlar. Gerçekten sevmesini bilen birisi.




Aşkın bu hale gelmesinde iki tarafında suçu çok büyük! Herkes o kadar basitleştirmiş ve freudian kafayla o kadar hızlı bir şekilde sekse indirgemiş ki! Artım kimse ilk öpücüğün dudaklarda bıraktığı tadı, yüreğinin içine saldığı sıcaklığı, beynine kazıdı unutulmaz anın değerini anlamıyor. Var mı? Daha doğrusu öyle insanlar kaldı mı?

Candan Erçetin'in şarkısında söylediği gibi; Sevdim sevilmedim! Seveni sevemedim... Canımdan böyle bezdim aman!

Genel durumumuz bu! Çünkü artık aşk bir çocuğun oyuncak treni gibi her kompartmanın birbirini umursamazca ve şartlanmışça takip etmesinden kaynaklanıyor. Kimse çevresine bakmıyor ki! Sadece ondan ayrılmayayım yeter. Ve en başta da biri var ki  herkesi kuyruğuna takmış arkası hiç umurunda değil tek odak noktası varış noktası olan bir lokomotif!



Aşk gerçekten anlatılmaz yaşanır, çünkü o hissi nasıl kelimelere dökebileceğimi hiç bilmiyorum, en güzel dizeler yanında anlamsız gelir, okyanusun en kusursuz incisi bir hiçtir, en büyük elması gözün görmez olur onu görünce, fiziksel olarak hissettiğiniz o tuhaflıkların yanında ruhunuzun parıltısının verdiği mutluluğu resimlere aktaramazsınız. Şarkılarda hep çoğu şey eksik kalır söz konusu aşk olunca.

İşte geçtiğimiz eylülden beri bu anlatılmaz hisle 7 ay geçirdim. Hayatımın en güzel günleriydi, saatleriydi,anlarıydı... Ne yazık ki bitti! Ben bitsin istemedim ama öyleymiş, bu muhteşemliğin ömrü o kadarmış. Ben hala seviyorum onu ama artık aşık değilim... İnsanlar öyle bir şey bırakılır mı? diyorlar. Evet bırakılmaz!

Ona olan sevgim her zaman kalbimde olacak! Hissettiklerim zihnimde kalacak... Fakat ben pes etmedim, vazgeçmedim! Sadece onun kalbinde benim yerim olmadığını kabul ettim...

Geleceğin neler getireceği bilinmez ama geçmişimin mutluluk dolu ve eşsiz güzellikte olduğunu söyleyebilirim. :-)



Aşk ve mutluluk her zaman zihninizde, kalbinizde ve çevrenizde olsun.
Işığın parıltısı her daim üzerinizde parıldasın. :-)