Sevmek!
Kelime olarak ne kadar basit bir oluşum aslında. Fakat iş o kelimenin anlamına gelince dünyalar değişiyor, zaman duruyor, evrenler parçalanıyor ve bu durum kişiden kişiye göre değişiyor. Kimisi için bir çok anlam ifade ederken diğeri için bir hiç, bir başkası ise sevmek deyince sadece geçmişin yaşanmışlıkların da kaybolup gidiyor. Sadece gelecekteki sevmek eylemini de düşünenler çıkıyor arada.
Kimse anı sevmiyor, o anda sevmesi gerekeni sevmiyor. Sadece arada bilinçsizce sıkışmışlık var kalplerimizde. Ölü Ozanlar Derneğinde 'Carpe Diem!' diye söylüyordu, 'Anı Yakalamak!' anlamına geliyordu o sözcük ve maalesef bizim hiç bir zaman yapamadığımız bir olgu.
Arkadaşlarım bazen sevili edinmem yönünde söylemlerde bulunurlar, ah eskiden olsa bende çok isterdim zaten... Son yıllarda anladım ki ben birisiyle tanışma, buluşma ve çıkma olaylarını anlamıyorum. Yapamıyorum, beceremiyorum, elimden gelmiyor sanki! Artık olay öyle bir korku kısmına girmiş ki bir yanlış yapsam anında topuklarım gibi hissediyorum.
Farkına vardığım da tam bu durum işte anı yaşamayıp, yapacaklarımın üzerine aşırı odaklanıp bütün büyüyü bozmak. Hatta o kadar kayboluyorum ki bazen hiç konuşmadığımı fark ediyorum. Ve o güzel geçen zamanların ardında bir başıma kaldığımda Erol Evgin'in şarkısında söylediği gibi 'Seni düşündüm dün akşam yine, sonsuz bir umut doldu içime. Birde kendimi düşündüm sonra bir garip duygu çöktü omzuma.' dizeleri geliyor. İşte öyle bir şey! diyerek ne mutlu ne mutsuz arafta kalmış duruyorum.
Hoşlandığıma hep her şeyi itiraf edip bu gönül yükünden kurtulma eğilimim vardır benim, nasılsa batıracağım ya yap kurtul mantığı sanırım. İşte bu yüzden hep istemişimdir bir 'Introduction to Fall in Love 101' başlıklı bir ders olsa ve alsam. Olsa ne güzel olurdu hani :-)


