Duygular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Duygular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2014 Salı

Çizgi film şeridi!

Uzun zamandır binaların içinden pek çıkma fırsatım olmadı, dün biraz bahçe biraz deniz derken de fazla yanmışım. Güneşe çıkamaz bir hale gelmişim. Lakin evde de pek fazla duramadım ve güneşin batışıyla beraber sahil yürüyüşüne çıktım. Millet sahile dökülmüş, neredeyse tıklım tıklım. Kulaklıklar kulağımda radyoda 80'lerden parçalar muhteşem bir hava, deniz alabildiğine lacivert.



O sırada yasemin kokusu geldi burnuma, çocukluğumdan beri hayranımdır o mis gibi kokuya. Sonra aklıma 'Koku' kitabı geldi ben de oradaki parfümcüler gibi çiçekleri saatlerce kaynatır yağıyla suyuyla üzerime dökerdim. Ama hiç mis gibi yasemin kokmazdım, leş gibi olur birde fırça yerdim. :-)

Oradan aklım yine geçmişe gitti, lisede olmayan aşklarım, ünversitedeki yitik halim. Sonra hep aşkı budum derken hep yalan çıkması. Hissettiğim kalp kırıklıkları, hepsi bir bir zihnime canlandı. Aşkın aslında karşımızdaki kişinin feromonlarından etkilenmemiz olduğu hakkındaki araştırmaları düşündüm. Koku bizi birine bu kadar bağlayabilir miydi? Bilmiyorum ama artık hiç bir kokunun, hiç bir güzelliğin, hiç bir tatlılığın beni kendisine bağlamadığı bir çağa girmiş olduğumu fark ettim. Yine üzüldüm!

Eskiden hep kalbimin küt küt attığı, gözlerine bakmaya kıyamadığım, onu gördüğümde ellerimin yamyaş olduğu biriyle bir ömür sürmek istediğimi hatırladım. Hep onu ister, bir yıldız kaydığında onu diler, doğum günü pastamın mumlarını söndürürken onu düşünürdüm. Onu anlatacak diye falcılara bile giderdim. Bir şeyi çok istersen olmazmış ya! Benimde öyle oldu olmadı ve öyle bir inancım kırılmış ki! Artık dünyadaki en mükemmel özellikleri taşıyan kız gelsin bana kör kütük aşık olsun, ona karşı bir hissiyatım olmaz sanırım.



Geçen gün bir yabancı çocuk sana lakap takmak istiyorum dedi, şaşırdım. Sonra hadi tak bakalım dedim, 'Süpermen' diye yapıştırdı.  Daha bir afalladım, nedenini sorunca da işte öyle geldi dedi. Ben hep Lawful Good karakterlere benzetiliyorum ve hiç bir zamanda öyle olduğumu düşünmem. Daha çok Neutral Good olabilirim. Fakat hep itliği hergeleliği öğrenmek istemişimdir yapamadım. Sonra aklıma çizgi dizilerdeki klasik replikler geldi.

Kahramanlığı bırakıp kendi hayatımı yaşamalıyım belkide, ama bir türlü o beni bırakmıyor. Ve kahramanlar hep yalnızdırlar...




Bir gün Tango öğreneceğim ve o gün aşık olduğum gün olacak.

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Günümüzde hisler

Aşk!

Artık insanların kullandıkları eşyalara benzemiş artık,
Tüketici bir neslin tükenmişliği haline gelmiş... Geleceğin nasıl olacağını bilmiyorum ama insanların içindeki o güzel duyguların bir daha eskisi gibi saf olamayacağını sezer gibiyim.

Neden böyle oldu? Hiç bir fikrim yok! Üzerine uzun uzun düşündüm ama bu yozlaşmışlığın sebebini bir türlü bulamadım..

İnsan neden aşka karşı bu kadar acımasız olabilir ki? Neden seven bir gönülle oynar ve onu orta yerde hiç bir şey olmamış gibi bırakır. Bu oyuncakçıdan alınan peluş bir kedi değil ki! Sıkılınca kenara atasın veya beğenmeyince değiştirme fişini kullanasın.

Aşk, dünya üzerinde bulunabilecek en saf duygulardan biridir. Radyoaktiftir belkide o yüzden kısadır bu kadar ömrü. Fakat aşkla başlayan bir sevgi hiç bir zaman temiz bir kalbin içinden silinmez, yaşananlar ne olursa olsun. Sadece üzerinde derin yaralar bırakır bir yüreğin, damarların yanında büyük yarıklar ama onu sadece bir kalbi görebilen anlar. Gerçekten sevmesini bilen birisi.




Aşkın bu hale gelmesinde iki tarafında suçu çok büyük! Herkes o kadar basitleştirmiş ve freudian kafayla o kadar hızlı bir şekilde sekse indirgemiş ki! Artım kimse ilk öpücüğün dudaklarda bıraktığı tadı, yüreğinin içine saldığı sıcaklığı, beynine kazıdı unutulmaz anın değerini anlamıyor. Var mı? Daha doğrusu öyle insanlar kaldı mı?

Candan Erçetin'in şarkısında söylediği gibi; Sevdim sevilmedim! Seveni sevemedim... Canımdan böyle bezdim aman!

Genel durumumuz bu! Çünkü artık aşk bir çocuğun oyuncak treni gibi her kompartmanın birbirini umursamazca ve şartlanmışça takip etmesinden kaynaklanıyor. Kimse çevresine bakmıyor ki! Sadece ondan ayrılmayayım yeter. Ve en başta da biri var ki  herkesi kuyruğuna takmış arkası hiç umurunda değil tek odak noktası varış noktası olan bir lokomotif!



Aşk gerçekten anlatılmaz yaşanır, çünkü o hissi nasıl kelimelere dökebileceğimi hiç bilmiyorum, en güzel dizeler yanında anlamsız gelir, okyanusun en kusursuz incisi bir hiçtir, en büyük elması gözün görmez olur onu görünce, fiziksel olarak hissettiğiniz o tuhaflıkların yanında ruhunuzun parıltısının verdiği mutluluğu resimlere aktaramazsınız. Şarkılarda hep çoğu şey eksik kalır söz konusu aşk olunca.

İşte geçtiğimiz eylülden beri bu anlatılmaz hisle 7 ay geçirdim. Hayatımın en güzel günleriydi, saatleriydi,anlarıydı... Ne yazık ki bitti! Ben bitsin istemedim ama öyleymiş, bu muhteşemliğin ömrü o kadarmış. Ben hala seviyorum onu ama artık aşık değilim... İnsanlar öyle bir şey bırakılır mı? diyorlar. Evet bırakılmaz!

Ona olan sevgim her zaman kalbimde olacak! Hissettiklerim zihnimde kalacak... Fakat ben pes etmedim, vazgeçmedim! Sadece onun kalbinde benim yerim olmadığını kabul ettim...

Geleceğin neler getireceği bilinmez ama geçmişimin mutluluk dolu ve eşsiz güzellikte olduğunu söyleyebilirim. :-)



Aşk ve mutluluk her zaman zihninizde, kalbinizde ve çevrenizde olsun.
Işığın parıltısı her daim üzerinizde parıldasın. :-)