İnsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2014 Cumartesi

Kanka!

Sanırım dünyada en çok nefret edeceğim giriş cümlesi "Kanka naber ya!"  çünkü bu kelime artık bana "Senden bir şey isteyeceğim ama direk istemeyeyim" demek.

İnsanlar nedense sadece bir ihtiyacı olduğunda sizi hatırlıyorlar. Onlara istediklerini verin sonra bir daha yeni bir isteğe kadar sizi hatırlamazlar bile. Özellikle ders notu, sınav sorusu, rapor yazımı, kopya paylaşımı gibi konularda milletin en iyi "kanka"sısınız. İki yüzlülüğün bu kadarı...

Gerçi diğer arkadaşlıklarda farklı değil, sadece insanlar yalnız hissettiklerinde yanlarında biri olsun diye arıyorlar. Yalnızlıklarını gidermek için. Evet belki arkadaşlık karşısındakinin hep yanında olmaktır fakat insanlar kendi mutlu zamanlarında sizi aramıyorsa, sizin yalnız olduğunuz anlarda yanınızda olmuyorsa, siz onların dertlerini dinlerken onlar sizinkilerle ilgilenmiyorsa işte burada büyük bir sorun var ama arkadaşlıktan söz edilemez.

Bende yapıyorumdur büyük ihtimalle benzer şeyleri o yüzden fazla üstünde durmuyorum...


Bu aralar dilimdeki şarkılar aşağıda ve sanırım ruh halimi yansıtıyorlar!











16 Kasım 2014 Pazar

Affetmek ve Kale!

Affetmek! Herkesi affedebilirsiniz... Hatta size karşı en büyük kazıkları atmış insanı, sizi en ummadığınız anda sırtınızdan hançerleyen kişiyi, Kötü sözlerle ruhunuzu yaralamış bir ruhsuzu bile belki...



Fakat insanoğlu kendini asla affetmez. İçinde bir yerlere atar, hiç olmamış gibi davranır, yaptıklarını unutmak ister ama onlar hep bir yerde karşısına çıkar. Vicdandır belkide bizim hatalarımızı unutmamamızı sağlayan! Eski Mısır inanışında ölen insanlar Ma'at gözetiminde Osiris'in mahkemesine çıkarılırdı ve terazide ölenin kalbinin karşısına bir tüy konulur. Kalbin ağırlığına göre iyi veya kötü biri olduğu anlaşılırdı.

İşte kalbin ağırlığına, vicdanın ağırlığı diyorum. İnsanın kalbi rahatsa yaptıklarından, hiç bir pişmanlığı yoksa ruhu özgürdür, lakin en ufak bir pişmanlık terazinin yanlış tarafında ağır basar.


Biz kendi cehennemimizi içimizde taşıyoruz aslında, gittiğimiz her yerde. Attığımız her adımda karşımızda beliriyor ve bu beliren ise bizim en büyük korkumuzdan başka bir şey değil halbuki! Yaşanmış acı olayların yaşanmasını engellemek amaçlı kendi kalemizi savunmaya çekilmemiz. En iyi okçulara sahip bir savunmamız olsa dahi, topu keşfetmiş olan bir başkası gelip o kaleyi yerle bir edip, içindeki bütün ganimeti yağmalayabiliyor. Kalpler de zaten böyle kırılmıyor mu?

Yıkıntıların içinden kurtulanlar kaleyi yeniden inşa etmeye çalıştıklarında ise tarih sadece tekerrürden ibaret oluyor...




Tabi ki diğer en büyük yanlışımız, kabusumuz kendi kendimize verdiğimiz sözleri tutmamamız. O hayaller, yapılan listeler, amaçlar teker teker silinip insanın bütün ilerleme hedefi kendi zihninden çıkarıldığında ve bunu yapan düşmanın kişinin kendisi olduğu fark ettiği anda tüm enerjisi damarlarından çekilip kader denilen ve hiç bir gerçekliği olmayan bir hikayeyi kendilerine benimsedikleri an insan kendini öldürüyor. Kendi idamına gönüllü olarak gidip, giyotinin altına başını koyuyor. İşte o andan sonra insanın ruhu için yapılacak hiç bir şey kalmamıştır.


Unutmamak lazım ki! Bir insana kendisi istemediği sürece yardım edemezsiniz. Öyle birini tanıyorsanız uğraşmayı bırakın. Çünkü siz de kendinizi bir kalede savunmaya çekilmiş ve giyotinin ipini elinizde tutuyor bulabilirsiniz.


17 Haziran 2013 Pazartesi

İnsan Partisi

İnsanların yorumlarını okudukça bazen çıldırasım geliyor, bazen ise kahkahalara boğuluyorum...

Ben siyasetin temiz olanını severim, şöyle milletvekilleri Norveç'teki gibi olsun mesela asgari maaşın yarısı kadar maaş alsınlar!
Amerika'da ki mahkeme jurileri gibi olsunlar mesela, bir birlerini tanımadan ülkenin her yerinden kararlar alabilen halkın içinden olan mesleği, dini, ırkı, cinsiyeti farketmeksizin halkın seçtiği insanlar olsunlar.

Türkiye'nin demokrasisi her zaman şaibeli! Her zaman yoz! Her zaman çalmaya çırpmaya yönelik ve halkı da buna yönelten! 'Benim memurum işini bilir!' diyen bir cumhurbaşkanı vardı zamanında! Ülke yönetimi böyle olmamalı!


Aslında uzun zamandır düşündüğüm bir şey ama bir yorumu okurken kesin karar verdiğim bir düşünce, Türk insanının tamamı koyun! Büyük ihtimalle ben dahil! Kızmayın nedenini söyleyeyim, biz hep bir insanı takip etmeye programlıyız ve algımızda bunun dışına bir türlü özgürce çıkamıyor.

İnsanlar körü körüne bir adamı destekliyor ve gerisini hiç düşünmüyor...

'Niye onu destekliyorsun?'
- Dinimizi koruyor!
-Maaşlarımıza zam yaptı!
-Erzak desteği var!
-Her kış kömür yardımında bulunuyor!
.
.
.


Şimdi soruyorum bunları babasının parasıyla mı yapıyor?

Senden aldıklarıyla yapıyor be güzel vatandaş, vergi oranlarından hiç haberin var mı?
Elektriğe ödediğin paranın yarısı vergi!
Benzinin %70i vergi!
Asgari maaş hala açlık sınırının yarısı!

Şimdi başka bir parti gelse sana aynı iyilikleri yapacak. Çünkü senin paranı sana veriyor! Öyleyse niye ailesinin hiç bir mal varlığı yok iken milyarlarca dolarlık servete sahip olan! Oğlunu askere yollamayan!
Ve sadece ona gelir sağlayan insanların katlanarak devlet eliyle zengin olmasını sağlayan adamı destekliyorsun?

Başka adam mı var? Veya niye bunları söylüyorsun hangi partidensin?
Sormalarının nedeni ise mutlaka birini takip ediyor birini destekliyor olmam gerektiği düşüncesi! Arkadaş ben seni destekliyorum, onu destekliyorum, kendimi destekliyorum ama benim oyumla servetine servet katacak ve  benim üzerimden bana kafa tutacak, yattığı yerden anca karnını doyuracak adamları desteklemem!

Arkadaş partili falan değilim ben! 53 tane parti var, padişah fermanı gibi oy pusulası var aç aç bitmiyor!
Niye birini seçeyim? Hiç biri benim görüşümü desteklemiyor!

Hepsi benim için çöp!
Her birinin desteklediğim özellikleri de var! Yok desem yalan olur ama şöyle %10 üzerinde değil hiç biri!


Parti meselesi değil bu onu anlayın!
Birini desteklemek zorunda değilsiniz!
Oyunu vatandaşlık için kullan ona lafım yok ve istediğine ver! Fakat sonuçlarında senden neler gidecek onları da hesapla düşün!
Yani sadece düşün!
Öncelikle halkın menfaatini düşün! Her söylenene körü körüne inanma yoksa eğitimli bir köpekten ne farkın kalır senin!
Allah sana düşünesin, özgür iradenle hareket edebilesin diye beyin vermiş! Biraz o kafanın içindeki iki buçuk kiloluk jele kan yolla bakalım neler olacak!


4 Haziran 2013 Salı

Biz var 'Gezi'

İlk kez Türk halkının böyle birlik ve beraberlik gösterdiğini görüyor ve gurur duyuyorum. İçimdeki ' Bu ülke için hiç bir şey yapmaya değmez!' düşüncesini parçalamaya neredeyse yetecek bir güç ortaya çıktı olaylar sonrasında.

Demek istediğim tek şey özellikle iktidar ve  yandaşları adına; keşke olayları bu noktaya kadar getirmeseydiniz... Eskiden bir takım kesimlerin sizlere uyguladığını düşündüğünüz baskıyı şimdi ülkenin bir çoğuna uygulamaya başladınız. 'Dediğim dedik çaldığım düdük!' politikasıyla istediğinizi yapabileceğinizi düşünüyorsunuz belkide, fakat ortada farkına hala varamadığınız büyük bir yanlışınız var. Biz özgür insanlarız! Öyle dizgine vurulacak, köleleştirilecek, asimile edilecek bir halk değiliz!



Siz kendi bildiğiniz gibi yaşayın, bırakın bizde kendi bildiğimiz şekilde yaşayalım!

Ne giydiğimden sana ne? Ne giydiğinden bana ne?
Nerede nasıl davranmam gerektiğini ben zaten bilirim! Sen hiç bir güçle buna karışamazsın...
Etik ve adap kurallarını ben senden öğrenecek değilim! Zaten senin benim uçkurumdan daha önemli işlerin vardır devleti yönetmek gibi, biz seni o yüzden seçmedik mi?
Bir iş yapılıyorsa bırak onu yetkililer yani senin o işte uzman ekibin kontrol etsin! Sen padişah mısın her boka karışıyorsun?
Sen ülkeyi karıştırma, ayırma, bölme, refah ve huzur içinde, birlik ve beraberlik içinde yaşamamıza izin ver. Halk yeterince mutlu olursa oyların daha fazla artacaktır!

Sen bugün eylem yapanların seni devirmek gibi bir amaçları olduğunu düşünebilirsin! Korkma öyle bir amacımız yok ki zaten bugün seçim olsa yine sen kazanırsın merak etme, bu ülkede bu muhalefet partileri oldukça sırtın yere gelmez! Yeter ki bizim hürriyetimize karışma!

Önce anla!
Biz halkız!
Yeri geldiğinde ana, baba, çocuk,
Dayı, amca, teyze, yenge, yeğen, kuzen...
Hiç bir örgütün, partinin, devletin adamı değiliz!
Biz huzurlu, mutlu ve özgürce beraber yaşamak isteyen bir milletiz!

Ufak bir öneri şimdilik:
Taksim'i yayalaştırma projesini bitir! O böyleyi yeşillendir halka kazandır, sonra gezi parkındaki yeşillikle uğraş! Belki orada ki ağaçları yayalaşmış Taksim'de de kullanırsın. Herkes huzura ulaşır...



Yani biraz tatlı dil kulan! Tehditlere hiç bir zaman boyun eğmedik eğmeyiz de bunu o boş kafanın kenarında bir yere yaz!

Bu arada bugün açıklama yapan 'Devletin üzülme bakanı Arınç' senin ne olduğunu biliyoruz, lafı dolandırıcağına bizi tatmin edecek açıklamalar yapsaydın daha güzel olurdu!

Ahmet Hakan daha güzel bir şekilde ifade etmiş sanırım bir de ondan okuyunuz!



Bu arada limonla iyi gidiyor mübarek! 

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Strateji

Artık insan davranışlarının doğal bir rutini haline gelmiş bir hal; stratejik davranma!

Çok fazla düşünüyor, çok fazla anlam yüklüyor ve neredeyse hiç bir eylemde bulunmuyoruz. Bu etkenler sonucunda da her geçen gün içimizdeki yalnızlığa bir adım daha yaklaşıyor, çevremizde oluşturduğumuz kalenin üzerine bir tuğla daha koyuyoruz.



Ne kadar dergiler, erkek-kadın veya insan ilişkileri üzerine yazı yazan sitelerle ilgileniyorsunuz bilmiyorum. Ara sıra onları okumaktan zevk alıyorum, çünkü çevremdekilerin anlamlandıramadığım davranışlarını açığa kavuşturabilmem için farklı senaryolar barındırıyorlar. O kadar çok tuhaf şeyler var ki!

O böyle mi yaptı?
-Aslında böyle demektir o.
Şöyle mi söyledi?
-Kesin bunu demek istemiştir...
Arkadaşlarıyla bunları mı yapıyormuş?
-Senin arkandan böyle işler dönüyor olabilir...

Bu ne lan!
İnsanların kafası bütün bunları sokarak her şeyden korkan paranoyak bir toplum yetişiyor. Yaşadıklarımız, söylenen sözler veya aldatılmalar hiç biri bizi bu kadar kötü bir psikoloji içine sürükleyemezken. Yabancı birinin söylediği salak bir söz insanın hayatını, düşüncelerini, huzurunu yerle bir edebiliyor.

Bütün bunları izlediğim bir dizi bölümüne dayanarak yazıyorum, kız hiç tanımadığı sadece başta mahçup olduğu bir erkeğin her hareketinden onu tavlamaya çalıştığını düşünüyor ve kendini ağırdan vermeyi düşündüğü içinde türlü stratejiler uygulamaya çalışıyor. Hatta oğlanın arkadaşlarından birini siz oturup konuşun çok iyi anlaşacağınıza eminim demesine rağmen bunu bile beni deniyor diye algılaması kızın olayın en trajikomik kısmıydı bana göre.

Oğlan sadece olduğu gibi davranıyordu, o kızla ilgilendiği falan bile yoktu ama kızın her şeye anlam yüklemesi ve önce reddetmesi, sonra davet edildiği partiye gitmesi falan filan...

Açıkçası başkalarının davranışlarına anlam yüklemeyi o kadar çok seviyoruz ve onlara göre davranmaya çalışıyoruz ki hayatımızı yaşayamıyoruz. Her duygu içimizde bir yerde bastırılıyor, git gide insanlıktan uzaklaşıp sokakta gezinen robotik mahlukatlara dönüşüyoruz ve hepsinin sebebi de çevredekilerin davranışlarına göre hareket etmeliyim, yoksa ne der! Ne düşünür? Aman yanlış anlamasın!

Bırakın içinizdeki duyguları...
Yapmak istediklerinizi yapın,
Söylemek istediklerinizi söyleyin!
Sarılmak istediklerinize sarılın...
içinizden geldiği gibi davranın başkalarının hürriyetine zarar vermeden tabi ki!

En fazla ne kaybedersiniz?
Gurur, onur, klas, tarz... Onlar zaten sizin giydiğiniz kostümler, sizin istediklerinizi yapmanıza izin vermiyorlarsa, her zaman içinizde bir ukte varsa, aklınızda bir yerde soru işareti varsa siz zaten yaşamıyorsunuz ki! Size verilen senaryoyu oynuyorsunuz!


O zaman gururun, onurun, tarzın veya klasın ne önemi var siz zaten ölüsünüz!

18 Nisan 2013 Perşembe

Dünya ve İnsan

Dünya bankası kayıtlarına göre 6.973.738.433 insan yaşamaktadır ve bu sayı günden güne artmaktadır. yapılan diğer hesaplamalara göre de yaklaşık olarak 110 Milyar insan yaşayıp ölmüştür. 



O yaklaşık 1,5 kiloluk beynimizin içinde bulunan düşünceler, duygular, anılar ve hayaller... Sadece sizinkinin içindekiler bile ne kadar fazla değil mi? Birde şu an yaşamakta olan 7 Milyar insanın ortalama aynı miktarda ama farklı şekillerde beyinlerinin içinin dolu olduğunu düşünsenize.

7 Milyar insanın her birinin istekleri tamamen farklı. Hiç biri birbirinin eşi olamaz. Çok yakın olduğunda "İşte tam istediğim de buydu!" deriz ama tam olarak o değildir. Herkesin amaçları farklıdır, hayata tutunuşları, istekleri. 

Mesela bir kanser hastası iyileşmeyi ister, geri kalan şeyler onun için boştur. İyileşsin zaten bütün dünya onun olur. Kimisinin ki kariyeridir. En yüksek yere gelsin yeter. O duygunun altında da güç tutkusu vardır. Emir veren insan olmak, senden daha üstün kimsenin olmaması isteği. Bir açgözlünün tek isteği para ve daha fazlasına sahip olma isteğidir. Bir çocuğun ki ise oyuncak, sevgi ve biraz ilgidir. O yüzden üç aylıkken yalan söylemeye başlar insanoğlu. Ağlar! 

Kimi hayatının aşkını bulmaya adar kendini! Sonra fark eder ki aranan daha büyük bir şeydir. Aşık olduğu hayalleridir aslında ve onun gerçekleşeceği yeri arar ruhu.

Yedi milyar ruh, yedi milyar hayal ve bir tane minik bir dünya! Ve herkes buraya sıkışmış, burada o hayallerini gerçekleştirecek mucizeyi aramaktalar. Kaos işte burada ortaya çıkar. Herkesin arayışı farklı olduğundan ama benzer yerlerden geçtiğinden çakışmalar, çarpışmalar ve ya kazanma hırsları yüzünden diğer ruhları katletme yoluna girilir. 

Dünya üzerinin her bir önemli coğrafyası keşfedildikten sonra insanlar ne yapacağını şaşırmışlardır. Para ve güç hırsı olan insanlar genellikle gerçek gücü her zaman ellerinde bulundurmuşlardır. Çünkü insanlar ruhlarını çok ucuz miktarlara satma özelliği gösterirler. Bu güç simsarları da daha fazla güç elde etmek için dünyayı birbirine karıştırırlar ve keşfedilecek yer kalmadığı için var olan yerleri kendilerine almayı düşünürler. İşte bu yüzden iki tane büyük savaş çıkmıştır. Ve daha nicesi ufuktadır... 

Her insanın kendisine ait bir dünyası olmadığı sürece de hiç bir hayal asla tam olarak gerçekleşmeyecektir. 
Bu yüzden Tanrı'yı arıyoruz ya!
Bulduğumuzda onun yerini alabilmek ve hayallerimizi gerçekleştirmek için...