Affetmek! Herkesi affedebilirsiniz... Hatta size karşı en büyük kazıkları atmış insanı, sizi en ummadığınız anda sırtınızdan hançerleyen kişiyi, Kötü sözlerle ruhunuzu yaralamış bir ruhsuzu bile belki...
Fakat insanoğlu kendini asla affetmez. İçinde bir yerlere atar, hiç olmamış gibi davranır, yaptıklarını unutmak ister ama onlar hep bir yerde karşısına çıkar. Vicdandır belkide bizim hatalarımızı unutmamamızı sağlayan! Eski Mısır inanışında ölen insanlar Ma'at gözetiminde Osiris'in mahkemesine çıkarılırdı ve terazide ölenin kalbinin karşısına bir tüy konulur. Kalbin ağırlığına göre iyi veya kötü biri olduğu anlaşılırdı.
İşte kalbin ağırlığına, vicdanın ağırlığı diyorum. İnsanın kalbi rahatsa yaptıklarından, hiç bir pişmanlığı yoksa ruhu özgürdür, lakin en ufak bir pişmanlık terazinin yanlış tarafında ağır basar.
Biz kendi cehennemimizi içimizde taşıyoruz aslında, gittiğimiz her yerde. Attığımız her adımda karşımızda beliriyor ve bu beliren ise bizim en büyük korkumuzdan başka bir şey değil halbuki! Yaşanmış acı olayların yaşanmasını engellemek amaçlı kendi kalemizi savunmaya çekilmemiz. En iyi okçulara sahip bir savunmamız olsa dahi, topu keşfetmiş olan bir başkası gelip o kaleyi yerle bir edip, içindeki bütün ganimeti yağmalayabiliyor. Kalpler de zaten böyle kırılmıyor mu?
Yıkıntıların içinden kurtulanlar kaleyi yeniden inşa etmeye çalıştıklarında ise tarih sadece tekerrürden ibaret oluyor...
Tabi ki diğer en büyük yanlışımız, kabusumuz kendi kendimize verdiğimiz sözleri tutmamamız. O hayaller, yapılan listeler, amaçlar teker teker silinip insanın bütün ilerleme hedefi kendi zihninden çıkarıldığında ve bunu yapan düşmanın kişinin kendisi olduğu fark ettiği anda tüm enerjisi damarlarından çekilip kader denilen ve hiç bir gerçekliği olmayan bir hikayeyi kendilerine benimsedikleri an insan kendini öldürüyor. Kendi idamına gönüllü olarak gidip, giyotinin altına başını koyuyor. İşte o andan sonra insanın ruhu için yapılacak hiç bir şey kalmamıştır.
Unutmamak lazım ki! Bir insana kendisi istemediği sürece yardım edemezsiniz. Öyle birini tanıyorsanız uğraşmayı bırakın. Çünkü siz de kendinizi bir kalede savunmaya çekilmiş ve giyotinin ipini elinizde tutuyor bulabilirsiniz.
Denemeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Denemeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Kasım 2014 Pazar
1 Kasım 2014 Cumartesi
Yazı ve Konuşma
Yazarların neler hissettiğini daha iyi anlıyorum. Konuşmak başka bir şey yazmak ise bambaşka... Her ikisi de insanın kendini ifade etme yöntemlerinden biri gibi görünüyor olsa da hatta hitap ettikleri kişileri etkilemede bir fark görünmese bile, tamamen farklı dünyalar olduğunun altını çizmek isterim.
Arkadaşlarım ara sıra takılırlar sen niye tiyatro oynamıyorsun, radyoda falan çalışmayı düşünmedin mi diye sesim güzelmiş güya, ben ise sesimi yetersiz, hatta güçsüz bulurum. Mesela Haluk Bilginer'i dinlediğimde, Rutkay Aziz'in konuşmasında hissettiklerimi kendimi mi dinlerken hissedemiyorum. Zaten başta konuşmayı bildiğimi söyleyemem, çünkü kendimi ifade etmede pek iyi değilim konuşurken, belli bir zaman sonra kendimi ifade etmek için çırpınırken saçmalamaya geçerim. İşte bu yüzden konuşmak yerine dinlemeyi severim insanları, hele sohbeti de hoş biriyse bütün gün dinleyebilirim. Çünkü konuşma bir insanın anlatacak bir şeyi, paylaşacak hikayesi varsa güzel ki böyle konu konuyu açar ve zamanın nasıl akıp gittiği anlaşılmaz. İşte hep dudaklarımdan gerekli sözler çıkamadığı içindir yılgınlığım zati...
Fakat yazmak öyle midir? Sadece sessizlik içinde zihninin içinden geçenleri yakalamak, onları toparlamak, düzenlemek ve kelimelere dökmek. Yazılan her bir kelimeyi kontrol etmek, cümlede ki yanlış anlaşılmaları düzenleyebilmek. İşte bu! Hataları düzeltme şansının çok yüksek olması yazıyı benim için önemli kılan nokta, Bu yüzden severim yazılı eserleri okumayı izlemektense, işte sözcükler belirli şekillere büründüğü zaman başlıyor benim hikayem. Gerçi yazıların anlaşılması da insandan insana değişiyor kimse aynı noktayı yakalayamıyor yazıların içinde gizlenen duygulara ki!
Ne olursa olsun yazı yazmayı konuşmaya daha çok seveceğim sanırım, kendimi daha net ifade ediyorum nede olsa, hem önceden de söylediğim gibi konuşurken yaptığım yanlışların içinde boğulmaktansa tekrar tekrar kontrol yaparak anlatmaya çalışırım zihnimdekileri belki bir duygudaş bulunur belki...
10 Mayıs 2013 Cuma
Kitaplar
İki alışveriş, (dostluk ve aşk) rastlantılara ve başkalarına bağlıdır; biri aramakla bulunmaz kolay kolay, öteki yaşla solar gider.Onun için yaşamımı doldurup doyuramazdı onlar. Üçüncü alışveriş, kitaplarla kurduğumuz ilişkidir ki daha sağlam ve daha çok bizimdir. Ötekilerin başka üstünlükleri vardır, ama bu üçüncüsü daha sürekli ve daha kolayca yararlıdır. Ömür boyu yanı başımda, her yerde elimin altındadır. Kitaplar yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin baskısından kurtarır, hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim zaman ayırıverirler beni. Fazla ağır basmadıkları, gücümü aşmadıkları zaman acılarımı törpülerler. Rahatımı kaçıran bir saplantıyı başımdan atmak için kitaplara başvurmaktan iyisi yoktur, hemen beni kendilerine çeker, içimdekinden uzaklaştırırlar. Öyleyken, onları yalnız daha gerçek, daha canlı, daha doğal rahatlıklar bulamadığım zaman aramama hiç de kızmaz, her zaman aynı yüzle karşılarlar beni.
Atını yularından tutup ardından çekene yürümek kolay gelir, derler. Bizim Jacques, Napoli ve Sicilya kralı, o genç, güzel, gürbüz adam, sedyeyle taşıtırmış kendini uzun yollarda, başı fukara işi bir yastığa dayalı, boz kumaştan bir giysi ve takkeyle; ama şahane bir alay gelirmiş ardından: Tahtırevanlar, yularından çekilen türlü türlü binek atları, rütbeli cübbeli kodamanlar, görevliler: Bu ne perhiz, ne lahana turşusu dedirtecek. İyileşmek elinde olan bir hastaya acınmaz. Pek doğru olan bu atasözünü ben denemiş ve kullanmış olarak, kitaplardan gördüğüm yarar için söyleyebilirim. Gerçekten ben kitapları, kitap nedir bilmeyenlerden fazla kullanmam diyebilirim. Cimriler nasıl günün birinde kullanacağım diye hiç dokunmazlarsa definelerine, ben de öyle saklarım kitaplarımı. Ruhum onların benim olmasıyla doyar, yetinir. Savaşta, barışta, kitapsız yola çıktığımız olamaz; yine de hiç kitap açmadığım günler aylar olur. Biraz sonra, yarın, canım istediği zaman okurum derim. Zaman yürür gider beni dertlendirmeden; çünkü kitaplarımın dilediğim zaman bana sevinç verecekleri, yaşamıma destek olacakları düşüncesi anlatabileceğimden büyük bir rahatlık verir bana. İnsan yaşamı denen bu yolculukta benim bulduğum en iyi nevale kitaplardır ve ondan yoksun anlayışta insanlara çok acırım. (Kitap III, bölüm III)
Vermekte aşırı giden bir kralın uyrukları istemekte aşırı giderler. Akla göre değil örneklere göre pay biçerler kendilerine.(Kitap III, bölüm VI)
Bir düzeni sarsanlar, onun yıkılmasıyla ilk ezilenler olur çoğu kez. Kargaşayı çıkaran, yararını kendi görmez pek. Başka balıkçılar için suları bulandırmış olur. (Kitap I, bölüm XXIII)
Montaigne, Denemeler, sf. 269-271, Cem Yayınevi
Atını yularından tutup ardından çekene yürümek kolay gelir, derler. Bizim Jacques, Napoli ve Sicilya kralı, o genç, güzel, gürbüz adam, sedyeyle taşıtırmış kendini uzun yollarda, başı fukara işi bir yastığa dayalı, boz kumaştan bir giysi ve takkeyle; ama şahane bir alay gelirmiş ardından: Tahtırevanlar, yularından çekilen türlü türlü binek atları, rütbeli cübbeli kodamanlar, görevliler: Bu ne perhiz, ne lahana turşusu dedirtecek. İyileşmek elinde olan bir hastaya acınmaz. Pek doğru olan bu atasözünü ben denemiş ve kullanmış olarak, kitaplardan gördüğüm yarar için söyleyebilirim. Gerçekten ben kitapları, kitap nedir bilmeyenlerden fazla kullanmam diyebilirim. Cimriler nasıl günün birinde kullanacağım diye hiç dokunmazlarsa definelerine, ben de öyle saklarım kitaplarımı. Ruhum onların benim olmasıyla doyar, yetinir. Savaşta, barışta, kitapsız yola çıktığımız olamaz; yine de hiç kitap açmadığım günler aylar olur. Biraz sonra, yarın, canım istediği zaman okurum derim. Zaman yürür gider beni dertlendirmeden; çünkü kitaplarımın dilediğim zaman bana sevinç verecekleri, yaşamıma destek olacakları düşüncesi anlatabileceğimden büyük bir rahatlık verir bana. İnsan yaşamı denen bu yolculukta benim bulduğum en iyi nevale kitaplardır ve ondan yoksun anlayışta insanlara çok acırım. (Kitap III, bölüm III)
Vermekte aşırı giden bir kralın uyrukları istemekte aşırı giderler. Akla göre değil örneklere göre pay biçerler kendilerine.(Kitap III, bölüm VI)
Bir düzeni sarsanlar, onun yıkılmasıyla ilk ezilenler olur çoğu kez. Kargaşayı çıkaran, yararını kendi görmez pek. Başka balıkçılar için suları bulandırmış olur. (Kitap I, bölüm XXIII)
Montaigne, Denemeler, sf. 269-271, Cem Yayınevi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




