O sırada yasemin kokusu geldi burnuma, çocukluğumdan beri hayranımdır o mis gibi kokuya. Sonra aklıma 'Koku' kitabı geldi ben de oradaki parfümcüler gibi çiçekleri saatlerce kaynatır yağıyla suyuyla üzerime dökerdim. Ama hiç mis gibi yasemin kokmazdım, leş gibi olur birde fırça yerdim. :-)
Oradan aklım yine geçmişe gitti, lisede olmayan aşklarım, ünversitedeki yitik halim. Sonra hep aşkı budum derken hep yalan çıkması. Hissettiğim kalp kırıklıkları, hepsi bir bir zihnime canlandı. Aşkın aslında karşımızdaki kişinin feromonlarından etkilenmemiz olduğu hakkındaki araştırmaları düşündüm. Koku bizi birine bu kadar bağlayabilir miydi? Bilmiyorum ama artık hiç bir kokunun, hiç bir güzelliğin, hiç bir tatlılığın beni kendisine bağlamadığı bir çağa girmiş olduğumu fark ettim. Yine üzüldüm!
Eskiden hep kalbimin küt küt attığı, gözlerine bakmaya kıyamadığım, onu gördüğümde ellerimin yamyaş olduğu biriyle bir ömür sürmek istediğimi hatırladım. Hep onu ister, bir yıldız kaydığında onu diler, doğum günü pastamın mumlarını söndürürken onu düşünürdüm. Onu anlatacak diye falcılara bile giderdim. Bir şeyi çok istersen olmazmış ya! Benimde öyle oldu olmadı ve öyle bir inancım kırılmış ki! Artık dünyadaki en mükemmel özellikleri taşıyan kız gelsin bana kör kütük aşık olsun, ona karşı bir hissiyatım olmaz sanırım.
Geçen gün bir yabancı çocuk sana lakap takmak istiyorum dedi, şaşırdım. Sonra hadi tak bakalım dedim, 'Süpermen' diye yapıştırdı. Daha bir afalladım, nedenini sorunca da işte öyle geldi dedi. Ben hep Lawful Good karakterlere benzetiliyorum ve hiç bir zamanda öyle olduğumu düşünmem. Daha çok Neutral Good olabilirim. Fakat hep itliği hergeleliği öğrenmek istemişimdir yapamadım. Sonra aklıma çizgi dizilerdeki klasik replikler geldi.
Kahramanlığı bırakıp kendi hayatımı yaşamalıyım belkide, ama bir türlü o beni bırakmıyor. Ve kahramanlar hep yalnızdırlar...
Bir gün Tango öğreneceğim ve o gün aşık olduğum gün olacak.








