Pehito konusu hiç bir zaman bitemeyecek bir mimde beni etiketlemiş. "Benim, sizin ellerinize emanet ettiğim hayal fırçası.. Düşlerinizi istediğiniz renkte boyayabilirsiniz.. Dinlemeyi çok isterim.." Eline hayallerin fırçasını alan birinin tuvali sonsuz büyüklüktedir büyük ihtimalle, ben ise bu güzel mim'e o tablonun küçük bir kısmını tasvir edeceğim.
***
Sevgiden, aşktan mı? Yoksa büyük bir ailecek yaşadığımız o meyve bahçeli deniz kenarındaki kocaman mermer malikaneden mi bahsetsem! Hayır, hayır benim en güzel hayalim dünya üzerinde olmadı...
Yaşımın fazlaca ilerlemediği ve uzun bir seyahate katılabileceğim günlerden birinde, konuşmaktan, dinlemekten yani birlikte vakit geçirmeyi sevdiğim insanlardan oluşan bir ekip ile yola çıkıyorum. Yanımızda insan olmanın değerini bilen bir çok kişi daha
Güneşimize yakın yıldızlardan birine doğru uzay gemimizle bir yolculuğa çıkıyoruz, bu kan, şiddet ve para delileriyle dolu dünyayı gerimizde bırakarak yepyeni bir gezegene...
Gezegen yaşamaya o kadar elverişli ki! Yeşil suları ve gökkuşağının isimlendirilmemiş renklerinin tamamını barındıran bir bitki örtüsüne sahip, Karış karış indiğimiz bölgeyi geziyor var olan en güzel yere kendi minik köyümüzü kuruyoruz ama öyle yok edici bir şekilde değilde doğaya şekil vererek aynı filmlerdeki iyi elflerin yaşadıkları yerler gibi bizde ufak bir köy kuruyoruz. Tek görüntüyü bozan gemimizi yörüngeye yerleştirdikten sonra gezegende yaşayan başka bir yaşam formunu keşfediyor, onlarla iletişime geçiyoruz. Bizi görünüş farklılıklarımıza göre sevecenlikle karşılamaları ve kendi yaşam tarzlarını bize öğretmeleriyle yeni gezegene çok daha çabuk uyum sağlıyor, yaşamak için ve mutlu olmak için hiç bir ayrımın önemli olmadığını gelecek nesillerimize aktararak huzur dolu gezegenin yaşayanları oluyoruz.
***
Umarım hayalim ve düşüncem hoşunuza gitmiştir... Sizin hayallerinizi okumak için sabırsızlanıyorum ;)
Mimlediklerim;
Gülnihal-Ayrı değil birleşik
Anarşi ve dondurma delisi (petiho tarafından mimlendikleri için onların yapmasına gerek yok)
Mimlenenlerin isimlerine tıklayıp onların güzel hayallerine sizde ortak olabilirisiniz :-)
Işık üzerinizde parlasın.. İyi günler...
28 Ekim 2013 Pazartesi
26 Ekim 2013 Cumartesi
İnsan Vücudu Sergisi
Geçtiğimiz ay İzmir Kültürpark'ta sunumu başlayan İnsan Vücudu sergisine dün gitme fırsatı buldum. Böyle büyük bir çalışma yapmayı düşünen ekibe teşekkürler...
İnsana dair her şeyi bulabileceğiniz güzel bir sergi, kas sisteminin her bir lifinden sinirlerin en incesine, gerçek gözden damarların renklendirilmiş hallerine, iç organlarımızın her bir parçasından derimize bütün parçalarımız bulunmakta.
En ilginç kısımlardan biri bütün vücudun mr görüntüsü şeklinde milimetrik olarak kesilip sergilendiği kısımdı. O kadar ince ve düzgün kesim yapmak büyük bir uğraş gerektirdiğini düşünüyorum. İskelet sistemiyle, kas sisteminin el ele tutuştuğu heykel ayrı bir sanat diyebilirim. Çalışmayı yapan çinli profesör Çinli gönüllü bağışlayıcıların kadavralarını sanata dönüştürmüş diyebilirim. (Hala ölenlerin pek gönüllü olmadıklarını düşünmüyor da değilim).
Benim ilgimi en çok çeken kısmı oluşma sürecimiz yani cenin oluşumu. Hafta hafta her bir cenin korumaya alınmış ve sergileniyor. Bir zamanlar ne kadar küçük olduğunuza inanamayacaksınız! Bebekler her zaman tatlıdır ya, işte bu anne karnında ilk haftadan beri o tatlılık mevcut. Ama o bebeklerin eğer alınmasalarmış dünyada nasıl bir yer edecekleri veya yaşama haklarının ellerinden alınmasının kötülüğü her bir görselde aklıma geliyor...
Genel olarak fırsat bulabilen herkesin görmesi gereken bir sergi. Bilet fiyatlarının yüksekliği beklentilerimizin yüksekliğini karşılamaması ise en büyük dezavantajı! Daha uygun bir fiyat belirleyebilirlerdi.
Hafta içi; Öğrenci 18 TL, Yetişkin 25 TL hafta sonu ise fiyatlar biraz daha artıyor.
Daha fazla bilgi için: THE HUMAN BODY EXHIBITION
İnsana dair her şeyi bulabileceğiniz güzel bir sergi, kas sisteminin her bir lifinden sinirlerin en incesine, gerçek gözden damarların renklendirilmiş hallerine, iç organlarımızın her bir parçasından derimize bütün parçalarımız bulunmakta.
En ilginç kısımlardan biri bütün vücudun mr görüntüsü şeklinde milimetrik olarak kesilip sergilendiği kısımdı. O kadar ince ve düzgün kesim yapmak büyük bir uğraş gerektirdiğini düşünüyorum. İskelet sistemiyle, kas sisteminin el ele tutuştuğu heykel ayrı bir sanat diyebilirim. Çalışmayı yapan çinli profesör Çinli gönüllü bağışlayıcıların kadavralarını sanata dönüştürmüş diyebilirim. (Hala ölenlerin pek gönüllü olmadıklarını düşünmüyor da değilim).
Benim ilgimi en çok çeken kısmı oluşma sürecimiz yani cenin oluşumu. Hafta hafta her bir cenin korumaya alınmış ve sergileniyor. Bir zamanlar ne kadar küçük olduğunuza inanamayacaksınız! Bebekler her zaman tatlıdır ya, işte bu anne karnında ilk haftadan beri o tatlılık mevcut. Ama o bebeklerin eğer alınmasalarmış dünyada nasıl bir yer edecekleri veya yaşama haklarının ellerinden alınmasının kötülüğü her bir görselde aklıma geliyor...
Genel olarak fırsat bulabilen herkesin görmesi gereken bir sergi. Bilet fiyatlarının yüksekliği beklentilerimizin yüksekliğini karşılamaması ise en büyük dezavantajı! Daha uygun bir fiyat belirleyebilirlerdi.
Hafta içi; Öğrenci 18 TL, Yetişkin 25 TL hafta sonu ise fiyatlar biraz daha artıyor.
Daha fazla bilgi için: THE HUMAN BODY EXHIBITION
Aşk nedir?
Sorusunun cevabını herkes bir şekilde dile getirebileceğini düşünüyorum. Lakin pek fazla insanın bu şekilde sevebileceği....
Dünyada o kadar az kişi var ki sevginin ve aşkın kıymetini bilen, bu yüzden amcayı taktir ediyorum. Ve kocaman bir teşekkür yolluyorum, bize hala aşkı bilen insanların aramızda dolaştığını gösterdiği için ^.^
21 Ekim 2013 Pazartesi
Aşık
"Sekiz yaşındaysanız ve aşıksanız hayat çok güzel!" Cedric
Yaşın bir önemi yok 'Aşıksanız!' hayat çok güzel oluyor zaten. Karnınızda nedenini bilmediğiniz hoş bir kıpırtı, ellerinizin terlemesi, göz bebeklerinizin büyümesi ve o eşsiz duygu kalbinizin yerinden çıkacakmış gibi hızlı hızlı atması...
Bir süre öncesine kadar benim için dünya masmaviydi. Hala öyle ama o kadar mavi değil artık, çiçekler bile o kadar renkli görünmüyorlar. Halbuki gökkuşağının keşfedilememiş renkleri kadar çeşitli, o renk cümbüşü kadar ışıltılı olurdu demetler halindeki zarif bitkiler.
Eski günlerde olsa neler neler yazardım şimdi buralara, yazmışım da zaten ama bir başka blogumda onlara göz attım da çok değişmişim. Bir bakıma iyi olmuş sanırım, benim pek beğenmediğim. Çünkü ben kalbimin küt küt atmasını istiyorum hep sevgilimin aşkıyla, onun için çabalamak ve onun yüzündeki minik bir tebessümü görmek var ya! İşte o benim en büyük hazinem olmalı. Ben hep böyle bir aşk istedim... Ve biraz sevilmek...
Bugünlerde ise kendime baktığımda o ateş sönmüş, çekirge bir sıçrar, iki sıçrar üçüncüye ölür ya! Öyle olmuş işte, ölmüşüm. İçimde bir şeyler eksilmiş. Eskiden benimle ilgilenen insanları hiç farketmezdim, gerçekten! Açık açık benimle konuşmaz ise öğrenemezdim bile, yıllar sonra dalga konusu olurdu hatta olaylar. Şimdilerde kimseden hoşlanacağımı bile düşünmüyorum. Ben o hissi kalbimde bulmadıkça yanımda biriyle niye dolaşayım ki! Onun elini neden tutayım? Keşke amaçlar başka, düşünceler başka olsaydı, o kadar rahat olurdum, anlatamam.
Artık ne istediğimi bilmiyorum, belki de insanların yaptıklarını o kadar çok görüyorum ki, kimseye güvenesim gelmiyor... Biliyorum ki, en önemli şey güvendir bir ilişkide! Yoda gibi oldu :)
Desen ipliğimi nasıl dokuyor hiç bilmiyorum, Eros bir daha o altın kaplamalı okuyla beni vuracak mı? Tam bir muamma! Kader mi? Tesadüf mü? Bir bilgim yok... Fakat bu yürek ancak bir melek için öyle çarpar, daha önceden attığı gibi. Peki ya doğru iyi kalpli melek nerede? İşte o soruyu merak ediyorum...
Yaşın bir önemi yok 'Aşıksanız!' hayat çok güzel oluyor zaten. Karnınızda nedenini bilmediğiniz hoş bir kıpırtı, ellerinizin terlemesi, göz bebeklerinizin büyümesi ve o eşsiz duygu kalbinizin yerinden çıkacakmış gibi hızlı hızlı atması...
Bir süre öncesine kadar benim için dünya masmaviydi. Hala öyle ama o kadar mavi değil artık, çiçekler bile o kadar renkli görünmüyorlar. Halbuki gökkuşağının keşfedilememiş renkleri kadar çeşitli, o renk cümbüşü kadar ışıltılı olurdu demetler halindeki zarif bitkiler.
Eski günlerde olsa neler neler yazardım şimdi buralara, yazmışım da zaten ama bir başka blogumda onlara göz attım da çok değişmişim. Bir bakıma iyi olmuş sanırım, benim pek beğenmediğim. Çünkü ben kalbimin küt küt atmasını istiyorum hep sevgilimin aşkıyla, onun için çabalamak ve onun yüzündeki minik bir tebessümü görmek var ya! İşte o benim en büyük hazinem olmalı. Ben hep böyle bir aşk istedim... Ve biraz sevilmek...
Artık ne istediğimi bilmiyorum, belki de insanların yaptıklarını o kadar çok görüyorum ki, kimseye güvenesim gelmiyor... Biliyorum ki, en önemli şey güvendir bir ilişkide! Yoda gibi oldu :)
Desen ipliğimi nasıl dokuyor hiç bilmiyorum, Eros bir daha o altın kaplamalı okuyla beni vuracak mı? Tam bir muamma! Kader mi? Tesadüf mü? Bir bilgim yok... Fakat bu yürek ancak bir melek için öyle çarpar, daha önceden attığı gibi. Peki ya doğru iyi kalpli melek nerede? İşte o soruyu merak ediyorum...
20 Ekim 2013 Pazar
Bayram Tatili...
Tatil mi?
Hani nerede? O.O
Şu bayram ve benzeri Sömestr tatilleri benim için pek tatil olmuyor. Ek vardiya gibi bir durum söz konusu hep.
Yok öyle çalıştığım falan da yok ama okul zamanları daha çok tatilimsi...
Bayram tatili dendiği gibi tabi hemen yola çıktık istikamet Çeşme - Alaçatı! Oooo seslerini duyar gibiyim. Hemen hava yapıyor zannetmeyin orası benim memleketim. Öyle memlekete can kurban değil mi?
Bizde öyle başladık kurbanları kesmeye şansıma 4 taneydi, azalmıştı yani bu sene, ama onlarla beraber bizde canımızı teslim edecektik. Acemi kasaplıktan değil, yorgunluktan. Dedemin yetiştirdikleri öyle kuzu falan değil bildiğin öküz gibi koç üç kişi yere zor yatırılıyor. Bayramın ilk günü öğleden sonraya kadar bol kanlı geçti, Allah kabul eder umarım ve o koçların ruhları gerçek huzuru bulur.
İkinci gün yine koşuşturmalı ve uğraşlı. Üçüncü gün akraba ve komşu ziyaretleri, dördüncü günde üçüncü günden hallice.
Eh tatil bana tatil olur mu?
Olmaz.
Hadi bahçeye zeytin toplamaya, haydi Helleki'ye odun toplamaya taşımaya ve onları yığmaya. Koca tatil bitti, hadi toparlan geri eve dönmeye ve bende eve gelir gelmez bittim. Her yerim ağrıyor, ödevler beni bekliyor, yarın sabahın köründe kalkılacak.... Ve okula bir zombi olarak gideceğim!
İşte tatil böyle bir şeydi!
Umarım ki sizinki çok zevkli, mutluluk dolu ve eğlenceli olmuştur. Bütün stresinizi üzerinizden atmışınızdır. Çünkü tatiller benden stres alacağına stresimi arttırıyor. O.o
Hadi bakalım sağlıcakla kalın ;)
Hani nerede? O.O
Şu bayram ve benzeri Sömestr tatilleri benim için pek tatil olmuyor. Ek vardiya gibi bir durum söz konusu hep.
Yok öyle çalıştığım falan da yok ama okul zamanları daha çok tatilimsi...
Bayram tatili dendiği gibi tabi hemen yola çıktık istikamet Çeşme - Alaçatı! Oooo seslerini duyar gibiyim. Hemen hava yapıyor zannetmeyin orası benim memleketim. Öyle memlekete can kurban değil mi?
Bizde öyle başladık kurbanları kesmeye şansıma 4 taneydi, azalmıştı yani bu sene, ama onlarla beraber bizde canımızı teslim edecektik. Acemi kasaplıktan değil, yorgunluktan. Dedemin yetiştirdikleri öyle kuzu falan değil bildiğin öküz gibi koç üç kişi yere zor yatırılıyor. Bayramın ilk günü öğleden sonraya kadar bol kanlı geçti, Allah kabul eder umarım ve o koçların ruhları gerçek huzuru bulur.
İkinci gün yine koşuşturmalı ve uğraşlı. Üçüncü gün akraba ve komşu ziyaretleri, dördüncü günde üçüncü günden hallice.
Eh tatil bana tatil olur mu?
Olmaz.
Hadi bahçeye zeytin toplamaya, haydi Helleki'ye odun toplamaya taşımaya ve onları yığmaya. Koca tatil bitti, hadi toparlan geri eve dönmeye ve bende eve gelir gelmez bittim. Her yerim ağrıyor, ödevler beni bekliyor, yarın sabahın köründe kalkılacak.... Ve okula bir zombi olarak gideceğim!
İşte tatil böyle bir şeydi!
Umarım ki sizinki çok zevkli, mutluluk dolu ve eğlenceli olmuştur. Bütün stresinizi üzerinizden atmışınızdır. Çünkü tatiller benden stres alacağına stresimi arttırıyor. O.o
Hadi bakalım sağlıcakla kalın ;)
Bizimkiler tatile gidelim deyince ben :D
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










