Pazar günü öğleye doğru içimde tarif edilemez bir sıkıntı başlamıştı. Ve tam yazı yazacağım sırada sıkıntı ortadan tamamen kalktı.
Aile üyelerinde çıkan bazı sağlık sorunlarından sonra azalmıştı birer birer geldikçe haberler. Şükür çok önemli hastalıklar değil. Fakat büyük bir kısmı hali hazırda duruyordu ve bir anda yok oldu. Aklıma ilk gelen Zaman Çarkı oldu. Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim.
Açıkçası çoğunlukla kendimi ifade ( etmekte zorlanırım değil ) edemem. Aklımın bir köşesinde hep kendimden bir parça bulduğum karakterler ve yaşadıkları olaylar hafızamın içindedir. Genellikle onların vaziyetlerini anlatarak kendimi ifade etmeye çalışırım.
Burada da Zaman Çarkı'ndaki Mat isimli karakterimizin sürekli başına gelen bir olaydır bu. Hiç bir şey yokken kafasının içinde zarlar dönmeye başlar ve bu onu çok ama çok rahatsız eder çünkü bilir ki o desen yine kendisi için bir şeyler planlamaya başlamış, kendisi ve ya çevresindekilerin başına her hangi bir iş gelecek. O anda 'Lanet kan ve küller!' der ve ne olacaksa bir an önce olsun diye ışığa söylenir.
Bazı zamanlarda verdiği bir karar sonrası ve ya söylediği bir söz sonrasında durur. Bazen bir savaşa girer ve zarlar durur. Bazende şansı onu bir şekilde kurtarır ve sesler kesilir.
İşte benim bu içimdeki sıkıntı (Genellikle kalbimin kaşınması gibime gelir) bir şey olacağının (iyi ve ya kötü bilinmez) habercisi gibi bir şeydir. Bakalım neler oldu ve ya olacak...
Işığın bilgeliği her daim üzerinizde parıldasın. Mutluluk hep yanınızda olsun...
28 Şubat 2013 Perşembe
Bad Couple I
Genellikle tarihi kore dizilerini izlediğim için ilk başta biraz yadırgadım, izlediğim ilk günümüz konulu kore dizisi. 16 bölümlük dizinin 8. bölümünü yeni bitirdim ve diğer yarısını da izlemek için sabırsızlanıyorum.
20 veya 40 dakikalık popüler dizileri izlemekten 60 dakikalık bir diziye kendimi alıştırmak başlarda biraz sorun yarattı tabi ki ama konunun ilerleyişi akıcı bir şekilde gitti şimdiye kadar. Dizi üç arkadaş bayanın hayata bakış açılarını, farklılıklarını anlatıyor. Ve gelişen olaylara vermiş oldukları tepkiler, bir bayanın düşünce tarzı, birbirlerini nasıl etkiledikleri de konu alınıyor.
Ünlü bir moda dergisi editörü Kim Dang Ja küçüklüğünde babasının annesini bir başka kadın için terk etmesi üzerine hiç bir erkeğe güvenmeyip kendisini tamamen kariyerine adamıştır. Bir gün yakın arkadaşı Yoon Hee'nin kızına bakarken kendi başına bir çocuk büyütmek istemesi üzerine en düzgün gene sahip birini aramaya çıkması, Choi Gi Chan adındaki biyoloji profesörü ile karşılaşmalarını ve birbirlerine aşık olmalarını konu alıyor.
Diğer bir yandan da eşine neredeyse tapan Han Young ve eşini iki yıldır aldatmakta olan Kim Yook Sun'un yaşadıkları olayları, Han'ın eşini geri alma çabasını gösteriyor.
Her zaman okuduğum kitaplar, izlediğim dizi filmlerde yaptığım gibi kendimden bir parça bulduğum karakterler (izlediğim ilk 8.bölüm için tabi ki) Profesör Gi Chan ve Han'a eşini geri kazanması için yardım eden model Joon Soo. İki karakterde hissettiğim, düşündüğüm ve yapmaya çalıştığım bir çok durumu yansıtıyor. İzlerseniz ne demek istediğimi belki daha iyi anlarsınız.
Diğer 8 bölümü bitirdikten sonra yazının devamı gelecek...
Bakalım dizinin sonunda neler olacak..
20 veya 40 dakikalık popüler dizileri izlemekten 60 dakikalık bir diziye kendimi alıştırmak başlarda biraz sorun yarattı tabi ki ama konunun ilerleyişi akıcı bir şekilde gitti şimdiye kadar. Dizi üç arkadaş bayanın hayata bakış açılarını, farklılıklarını anlatıyor. Ve gelişen olaylara vermiş oldukları tepkiler, bir bayanın düşünce tarzı, birbirlerini nasıl etkiledikleri de konu alınıyor.
Ünlü bir moda dergisi editörü Kim Dang Ja küçüklüğünde babasının annesini bir başka kadın için terk etmesi üzerine hiç bir erkeğe güvenmeyip kendisini tamamen kariyerine adamıştır. Bir gün yakın arkadaşı Yoon Hee'nin kızına bakarken kendi başına bir çocuk büyütmek istemesi üzerine en düzgün gene sahip birini aramaya çıkması, Choi Gi Chan adındaki biyoloji profesörü ile karşılaşmalarını ve birbirlerine aşık olmalarını konu alıyor.
Diğer bir yandan da eşine neredeyse tapan Han Young ve eşini iki yıldır aldatmakta olan Kim Yook Sun'un yaşadıkları olayları, Han'ın eşini geri alma çabasını gösteriyor.
Her zaman okuduğum kitaplar, izlediğim dizi filmlerde yaptığım gibi kendimden bir parça bulduğum karakterler (izlediğim ilk 8.bölüm için tabi ki) Profesör Gi Chan ve Han'a eşini geri kazanması için yardım eden model Joon Soo. İki karakterde hissettiğim, düşündüğüm ve yapmaya çalıştığım bir çok durumu yansıtıyor. İzlerseniz ne demek istediğimi belki daha iyi anlarsınız.
Diğer 8 bölümü bitirdikten sonra yazının devamı gelecek...
Bakalım dizinin sonunda neler olacak..
27 Şubat 2013 Çarşamba
Güzel Kadın!
Herkesin zihninde bir tasvir vardır bunun üzerine sanırım.
Bana sorsanız büyük ihtimalle hali hazırda bildiğim, tanıdığım birini söyler, aşağı yukarı onun gibi benim hayalimdeki güzel kadın derim. Herkesin tanımı farklıdır, Audrey Hepburn ise kendisine güzelliğinin sırrını soranlara;
"Çekici dudaklara sahip olma istiyorsanız, dudağınıza tatlı sözlerden başkasını dokundurmayın.
Güzel gözleriniz olsun istiyorsanız, güzel insanlarla göz göze gelin, gerçek dostlar edinip sık sık görüşün.
İdeal beden ölçülerine sahip olmak ve hep zayıf kalmak istiyorsanız, yemeğinizi yoksullarla ve açlarla paylaşın.
Alımlı saçlara sahip olmak istiyorsanız, çocuğunuzun en az günde bir kere onu okşamasına izin verin.
Dikkat çekici pozlar vermek istiyorsanız, yanınızda bilgelik ve tevazuyu alarak yürüyün, asla cahilce ve gururla yürümeyin.
İnsanlarında tıpkı elimizin altındaki eşyalar gibi, hatta onlardan çok daha fazla onarılmaya, yenilenmeye, bakım görmeye, gözden geçirilmeye ihtiyaçları vardır. Hiç bir insanı eskisi bozuldu, işe yaramıyor diye elden çıkarma hakkınız yoktur.
Hatırlayın, bir yardım eline ihtiyaç duyarsanız, kendi omzunuzdan kolunuza doğru göz gezdirin, dirseğinize ve bileğinize varın, işte orada bir yardım eli bulacaksınız.
Yaşlandıkça, iki elinizin olduğunu, birinin kendinize, diğerininde başkalarına yardım etmek üzere yanınızda hazır beklediğini fark edeceksiniz.
Bir kadının güzelliği giydiği elbisede, beden ölçülerinde ya da saçını tarayış biçiminde değildir.
Bir kadının güzelliği gözlerinden okunmalı, çünkü gözler kalbe, yani aşkın yaşadığı ülkeye giden kapıdır.
Bir kadının güzelliği yüzündeki benlerden değil, içinde sakladığı ruhundan okunur."
Aramızda kalsın bende öyle güzel birini seviyorum...
O bir Kraliçe!
O mağrur ve zarif!
Enchantment
Zarafet!
Ünlü film aktristi Audrey Hepburn'ün yaşam hikayesi.
Şimdiye kadar pek fazla biyografi okumadım, ama okuduklarımın en güzeli olduğunu söyleyebilirim. Donald Spoto gerçekten çok iyi bir iş başarmış ve adlarını duyduğumuz bir çok ünlü yıldızında hayatını kaleme almış. O kitapları da okumak için sabırsızlanıyorum. Çünkü anlatım tarzı, yapmış olduğu araştırmalar, kullandığı dil gerçekten çok iyi!
Audrey çok ağır, travmatik bir çocukluk geçirmiş. Babasının yaptıkları, ikinci dünya savaşının koşulları onu fazlasıyla yıpratmış. Fakat o amacından ve isteklerinden hiç vazgeçmeyip, hayallerinin peşinden koşturmuş. Kendisini beklenmedik bir anda müzikallerde sonrasında da beyaz perdede bularak günümüzdeki ününe kavuştu.
Aslında onun sevilmesinin gerçek nedenin onun içindeki iyiliğin ve duruşundaki asil zarafet in olduğunu düşünüyorum. Yazarın anlatımı da bu fikrimi destekler nitelikte. O her zaman kendi arzularıyla hareket etmiş ve kendi farklılığını dünyaya göstermiş. Ve birazda şansın kendisine güldüğünü söyleyebilirim. Aynı şekilde de bazı talihsizliklerde yakasını hiç bırakmamış. Aşk hayatında bir çok kez hüsrana uğramış, kendi küçüklüğünde yaşayamadığı o sıcak aile özlemini kendini adayacağı bir eş ve doğuracağı çocuklarla oluşturduğu yuvada gidermeyi düşünmüş. Fakat hayat o açıdan pek yüzüne gülmemiş, ayrılıklarla dolu bir kalp defteri olmuş...
Hayatının son yıllarında UNICEF gönüllüsü ve tanıtım yüzü olarak, dünyanın her yerindeki çocukların sağlık, eğitim, beslenme ve barınma ihtiyaçlarının giderilmesi için yardımcı olmuş. Gerekli olan bağlantıları, dayanışma toplantılarını gerçekleştirmiştir.
Ben kendisini ilk olarak Breakfast at Tiffany's te Moon River şarkısını söyleyişiyle tanıdım.
İşte o video;
"Bir tarafım belki hep çocuk kaldı. ama bir yandan da, erkenden olgunlaştım. Çünkü genç yaşta acı ve korkuyla tanıştım..." Audrey Hepburn
Ünlü film aktristi Audrey Hepburn'ün yaşam hikayesi.
Şimdiye kadar pek fazla biyografi okumadım, ama okuduklarımın en güzeli olduğunu söyleyebilirim. Donald Spoto gerçekten çok iyi bir iş başarmış ve adlarını duyduğumuz bir çok ünlü yıldızında hayatını kaleme almış. O kitapları da okumak için sabırsızlanıyorum. Çünkü anlatım tarzı, yapmış olduğu araştırmalar, kullandığı dil gerçekten çok iyi!
Audrey çok ağır, travmatik bir çocukluk geçirmiş. Babasının yaptıkları, ikinci dünya savaşının koşulları onu fazlasıyla yıpratmış. Fakat o amacından ve isteklerinden hiç vazgeçmeyip, hayallerinin peşinden koşturmuş. Kendisini beklenmedik bir anda müzikallerde sonrasında da beyaz perdede bularak günümüzdeki ününe kavuştu.
Aslında onun sevilmesinin gerçek nedenin onun içindeki iyiliğin ve duruşundaki asil zarafet in olduğunu düşünüyorum. Yazarın anlatımı da bu fikrimi destekler nitelikte. O her zaman kendi arzularıyla hareket etmiş ve kendi farklılığını dünyaya göstermiş. Ve birazda şansın kendisine güldüğünü söyleyebilirim. Aynı şekilde de bazı talihsizliklerde yakasını hiç bırakmamış. Aşk hayatında bir çok kez hüsrana uğramış, kendi küçüklüğünde yaşayamadığı o sıcak aile özlemini kendini adayacağı bir eş ve doğuracağı çocuklarla oluşturduğu yuvada gidermeyi düşünmüş. Fakat hayat o açıdan pek yüzüne gülmemiş, ayrılıklarla dolu bir kalp defteri olmuş...
Hayatının son yıllarında UNICEF gönüllüsü ve tanıtım yüzü olarak, dünyanın her yerindeki çocukların sağlık, eğitim, beslenme ve barınma ihtiyaçlarının giderilmesi için yardımcı olmuş. Gerekli olan bağlantıları, dayanışma toplantılarını gerçekleştirmiştir.
Ben kendisini ilk olarak Breakfast at Tiffany's te Moon River şarkısını söyleyişiyle tanıdım.
İşte o video;
"Bir tarafım belki hep çocuk kaldı. ama bir yandan da, erkenden olgunlaştım. Çünkü genç yaşta acı ve korkuyla tanıştım..." Audrey Hepburn
Tek!
Sadece o barda değil,
Merdivenlerden inerken, sokakta yürürken, masada otururken, metroda giderken, merdivenleri çıkarken,
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





