Daha kötülük nedir bilmez, herkesi melek sandığımız o küçücük yaşlarımızda arkadaş edinmek kolaydı. Direk oyuna dalar ' Bende oynayabilir miyim?' diye masum bir soru çıkardı biraz mahcup ya da tanışmak istediğimiz birine 'Seninle arkadaş olabilir miyim?' diye sorardık elimizi uzatarak.
Elince güzel bir oyunca varsa ' Bir bakabilir miyim?' derdik o da ''Bak ama kırma tamam mı!" derdi zaten elimize alır almaz gerisin geriye verirdik.
Ne güzel zamanlardı ya onlar!
Açıkçası o girişkenliğin nereye gittiğini merak ettim. Yalnız başına bir kenarda oturmak daha çekici geliyor nedense...
Serviste herkes cam kenarlarına yapışmış ve yanındaki koltuğa bir çanta-kitap bırakmış. Kocaman boş masadaki birinin yanına oturmaktansa ayakta dikilmeyi sever olmuş millet.
Gerçi bende bugün oyun konuşan çocukların arasına dalıp oyun hakkında bir şeyler söylemek istedim ama yok yapmadım.
Hatta yalnız başına sıkılıp duran bir kızın yanına oturacaktım 'Sen yenisin galiba?' diyerekten. Vazgeçtim sonra 'Durduk yere terslenmeyelim' şimdi diyip başka bir yere geçtim.
Zaman geçtikçe o kadar olay görmüş, yaşamış veya dinlemişiz ki! İnsanların kaotik yapısı bizi o kadar etkilemiş ki sonucunun ne olacağını bilmediğimiz bir harekette bulunmak istemiyoruz.
Bugün arkadaşlar arasında geçen yaş ve sevgili muhabbetlerinden sonra düşününce artık birisini tanımak için uğraşmayı o kadar çok zaman kaybı olarak görüyorum ki birisiyle tanışmamayı yeğliyorum.
Karşı karşıya gelsek ve HOP! Her şey tamam olsa modundayım artık, :D
Yaşlanmışım ya da bu dünyada yaşamaya ayak uyduracak o kafa yapısı bende yok. Şöyle 1500 lü yıllardan önce yaşasaydım iyiydi!

























