13 Aralık 2013 Cuma

Yol şarkıları



Benim okul yolu biraz uzun, otobüste de insanı düşüncelere daldıracak etkenlerden bolca bulunuyor... 
Ve düşüncelere eşlik eden müziklerin güzelliği ise ruhunuzu parlatıyor.
Ne düşünürsünüz bilmiyorum ama alın size yabancı şarkılardan oluşan bir yol şarkıları albümü;









12 Aralık 2013 Perşembe

Erasmus

Çok yoğun bir hafta sonu beni beklemekte, sınavlar sınavlar sınavlar... Buna ek olarak yine sınavlar ve mülakatlar. Yani zor geçecek iki gün olacak cumartesi pazar. Hobbit filminin tam bu hengame arasında gelmesi ise hiç güzel olmadı... Önümüzdeki hafta içi bir gün izlemek zorunda kaldık artık yapacak fazla bir şey yok.

Bu arada daha önce bahsetmiş miydim bilmiyorum, önümüzdeki yıl için erasmus programına başvuracaktım. Bugün bütün dosyalarım hazır başvuru için gereken son imzayı almaya koordinatör hocamızın yanına gidiyordum ve bir isteksizlik başladı başvuru konusunda ayakların tersine gitmek ister ya! İşte öyle bir durum söz konusuydu.
Kapıya kadar gittim ama hala bir isteksizlik vazgeçme iç güdüsü kapıyı tıklattım tam içeri gireceğim ki kapı kapalı. Hocamız yerinde yok. İsabet oldu diye içimden geçirdim ve geri döndüm, beraber gitmeyi düşündüğümüz arkadaşım ne oldu yaptın mı başvuruyu diye sordu. Vazgeçtiğimi belirttim! Nedenini çok merak etti ama ben bile pek emin değilim neden vazgeçtiğimden. Ayrılmadan vatan özlemi tuttu heralde :D
Umarım kararını değiştirirsin diyerek pek üstelemedi ama cuma günü son günü olan başvuruların uzadığını da ekledi karar değiştirirsem diye.

Düşününce baş vuran diğer üç kızın yanına tek erkek pek uymuyordum :)
Birde Polonya falan olunca gidilecek ülke dersler hak getire olacaktı en iyisi oldu sanırım. Belki bir sonraki başvurulara isteğim geri gelir kim bilir ki?



Kendinize iyi bakın pıtırcıklar... :-)

9 Aralık 2013 Pazartesi

Hayal olan...

Yanımda yürüyorsun
Gözlerin gözlerime değiyor
Varlığın ruhumu aydınlatıyor
İçimi ısıtıyorsun
Elimi uzatıyorum
Ellerimiz kavuşmuyor
Bir an yanımdaken
Bir anda uzaklardasın....






4 Aralık 2013 Çarşamba

Gözler

Dakikalar saatleri, saatler günleri, günler ayları...
Sürekli bir kovalamaca halinde ilerliyordu zaman.
Yaşam akıp gidiyordu, bir ömür bitiyordu!
Aslında sadece bir andı yaşanan
Hiç kimsenin bilmediği belki
Herkesin hatıralarına kazınmış bir anıydı...
.......
...


Dizelerini okuyordu yanındaki kadife sesli bir bayan, sesinin o titreşiminin verdiği huzuru daha önce hiç bir yerde bulamamıştı saçlarına aklar düşmeye başlamış kırklı yaşların ortasındaki uzun boylu adam. Ve aklına o eski hatıralar canlanmaya başladı gençlik yıllarına ait anılar....
Lise yıllarından beri takip ettiği bir kız vardı, pek güzel denemezdi aslında fakat onu gördüğü an dizlerinin bağı çözülür, konuştuğu konuyu unutur uzaklara dalıp giderdi. Arkadaşları arasında artık bir alay konusu olmaya başlamıştı onun için bu durum, kendisini durduramıyordu yinede hızlı atan kalbi, terleyen elleri, pembeleşen yanakları ile bir mecnundan farkı yoktu genç oğlanın. Kız mahalledeki bir pastahanede çalışmaya başlamıştı liseden sonra o üniversiteye giderken fakat hala içinde o konuşacak cesareti bulamıyordu. En mutlu günü en kötü gününe dönüşmüştü diplomasını alırken öğrenmişti ki beyninde bir tümör vardı ve görüşünü kaybetmesine az kalmıştı. Son bir kez hoşlandığı o güzel kızı görmeye gitti ameliyatından önce bir daha göremezse diye o bal rengi dalgalı uzun saçları, gök mavisi büyük gözleri aklına kazımak için uzaktan hiç tam olarak seçememişti ama ince narin elleri olduğu barizdi kırmızı giyinmeyi seven zarif açık tenli kızın. Ve hep o son görüntü aklındaydı adamın. Görme yetisini kaybettikten kısa bir zaman sonra şimdi şiiri okuyan hanımla evlenmişti. Şehrin kalabalık bir yerinde karşıdan karşıya geçerken kadife sesli bayan yardım etmiş ve onu gideceği yere kadar bırakmıştı. Yine tekrarlanan benzer bir karşılaşmadan sonra arkadaş olmuşlar sonrasında ise hayatlarını birleştirmeye karar vermişlerdi.



Şiire ara verip yanındaki kır saçlı adama baktı, gözleri gök mavisi, güzel kadın. Artık orta yaşın verdiği yaşlılık alametleri yüzünde kırışıklıklar ile başlamıştı. Yine de yaşıtlarından daha güzel olduğunun farkındaydı ve o eskiden kendini çirkin sandığı günlerin pişmanlığında... Yanında ki adama bakıp o lise günlerini, onu gördüğün an nasıl koşarak kaçtığını anımsadı birden, gülümsedi. Çok iseterdi halbuki o yakışıklı çocuğun kendisinin farkına varmasını kalbindeki o masum aşka cevap vermesini fakat hiç olmadı çocuğun kalbi sanki başkasındaydı, onunla hiç ilgilenmiyordu. Lise sonrasında pastahanede çalıştığı zamanlarda hep dükkanın önünden geçer bir kez olsun içeri bakmazdı. Lakin o çocuğa bakarken kaç tabak kırmıştı kim bilir... Sonrasında çocuğu görmez olmuştu, oda küçük bir kitapçı açmıştı hep hayal ettiği gibi biriktirdiği ücretleriyle. Bir gün işe giderken görmüştü o yakışıklı oğlanı içindeki bir deli cesaretiyle belkide kalbinin o hızlı atışlarının verdiği heyecanla atladı adamın önüne ve fark etti ki o uzun boylu yakışıklı adam onu hiç göremeyecek. Yinede onu bulmuştu artık bir daha kaybetmek istemiyordu, ona yardım etmek istedi ve böyle başladı ilk konuşmaları. Bir gün kendi kitapçısına davet etmişti, önce arkadaşlıkları başladı kitaplar aracılığıyla sonra da evlendiler. Kurduğu bir hayal, diğer bir hayalinin gerçekleşmesine yardımcı olmuştu aslında fakat hep aklında o yeşil gözlerin kendi mavi gözlerine değmesini beklediği günün özlemi vardı hiç gerçekleşmeyecek olan...



******

Umarım mini hikayeyi beğenmişinizdir,
Işığın parıltısı hep üzerinizde olsun, esenlikler dilerim :-)

3 Aralık 2013 Salı

Olaylar!

Sınavlar yarın son buluyor...
Üzüldüğümü söyleyebilirim, oradan "insan sınavlarının bitmesine üzülür mü? " sitemlerini duyar gibiyim. Üzülme sebebim ise yine tamamen boş olacağım, oyun oynamak bile o kadar zevkli olmayacak.

Bu sınav dönemi umduğum gibi çok zor geçmedi açıkçası özellikle de sınavdan önceki günlerimi oyunla, diziyle, filmlerle sına öncesi dakikalarımı da geyikle geçirdiğim düşünülürse. Sonuçlar teker teker gelirken iki ders biraz kötü görünüyor ama halledilemeyecek bir durum değil, çünkü açıklanan her bir not sınıftakiler tarafından öldürülmem için bir sebep oluyor. Sanki boş kağıt versem 50 alacakmışım gibi sınav sonuçları geliyor bende şaşırıyorum, eski üniversitemde 50 almak bir mucizeydi!

Fakat sınavlar olmayınca kendimi bir boşlukta buluyorum, oyunlar zevk vermiyor, dizilere devam ama eski tadı yok :)
Ve en kötüsü ise kafa boş kalıyor, o ise bütün olayların en kötüsü! Çünkü sürekli çalışıyor, hayaller kuruyor, bilim kurgu yazarı gibi tuhaf şeyler üretiyor ama hiç birini sizlerle paylaşacak kadar uzun süre hafızada depolamıyor hepsi kayıp gidiyor.

Hafta sonlarını eğitim dolduruyor olsa da hafta içleri okuldan kalan zaman fazla sıkıcı geliyor, sanırım koşuşturmacaya alıştıktan sonra nefes alacak bir saat bile insana fazla geliyor.

Olsun artık kış sezonu da başladığına ve vizyona yeni filmler geleceğine göre sinemalar, tiyatrolar ve akşam konserler vaktimin bir kısmını doldurmama yardım edecektir diye düşünüyorum fakat sizin bir öneriniz var ise seve seve dinlerim ^.^


İşte fazla kurmak :D



O.O