12 Mart 2013 Salı

Sahne

Hayat bir tiyatro gösterisidir aslında. Çevremizdekiler dekorasyon, yanımızdaki insanlar sahne arkadaşları, figüranlar ve doğanın sesleri vardır sahne müziği olarak. Rol dediğimde öyle ezberlenip yapılacak bir şey değildir yaşadığımız(evet aramızda sürekli rol yapan insanlar var tabi ki de ama onların iki yüzlülüğünü, onların yalnızlığı olarak görüyorum ben, çünkü onlar hiç bir zaman bir tiyatronun baş rolünde oynayamayacaklar...)



Biz doğaçlama yaptığımız bir oyunun gösterimindeyiz. Baş rol bizimmiş gibi görünebilir fakat yakınımızdaki herkes aslında aynı oyunun gerçek baş rol oyuncularıdır. Hayatlarımız işte bu sahnede, bir hastane dekorundaki bir perdede kocaman bir çığlıkla başladı, sonra ağladık ve gösteri başladı. Sürekli izleniyoruz, bazen alkışlar kopartıyor, bazende hüzne boğuyoruz. Ne olursa olsun gerçek sanatçılar gibi elimizden geldiğince en iyisini yapmaya çalışıyoruz. İşte biz böyle yaşıyoruz aslında!

Dünya bir tiyatro sahnesi, çevremiz dekor ve hayatımız sahnelenecek bir senaryo...

Umarım herkes kendi sahnesinde en iyi rol arkadaşları ile hayat gösterisine çıkar.
Ve sahne...


1 Mart 2013 Cuma

Öykü

Saat, gece olduğunu büyük bir coşkuya haber verircesine gongladı. Akrep ile yelkovan üst üste gelmiş, uzun ve zayıf olan saniye tam onların üzerinden kaçarken duyuldu o gong sonra üç kere daha yankılandı evin içinde o ses. Büyük, ahşaptan yapılma, eski bir el yapımı saatti. Bu zamana kadar hiç şaşmamış sürekli çalışmaya devam etmişti. Sadece bir kez duraksamış, oda pek uzun sürmemişti, çünkü zaman akıp gidiyordu ve durması mümkün gibi görünmüyordu.

Büyük pencerenin önündeki, yüksek arkalıklı berjerde oturmuş dışarıyı seyrediyordum. Elimde bir fincan zencefilli-limon, dışarıyı seyretmek hoşuma gidiyordu. Evin ışıkları söneli çok olmuştu, ahali kendi odalarına çekilmiş ve huzurlu rüyalar alemine dalmış olmalıydı tahminime göre. Bu kocaman şehirde onlar gibi derin bir uykuda gibi görünüyordu. Bir-iki hayvan sesi duyuluyor, bekçinin ayak sesleri yankılanıyordu o boş sokaklarda. Bense artık hiç düzgün uyku çekemiyorum, o minik ufaklık korkuyla rüyasından uyandığında yavaşça yanına süzülüp, onu sakinleştiririm ara sıra bu aralar rahat uyuyor gibi görünüyor. Ne kadar da ona benziyor uyurken, o dalgalı uzun saçları, minik burun ve ağzı, tombiş yanakları...

Saat o gün duraksamıştı, sanki oda biliyordu, hissetmişti bir şeylerin olduğunu. Aradan tam üç ay dokuz gün geçmişti ve zaman akıp gidiyordu. Kah yavaş, kah hızlı ama genellikle yavaştı artık zaman. Tam şuradaki kanepenin üzerinde yatıyordu, ellerimi tuttu. Ah o sıcacık, pamuk gibi güzel elleri! Sonra gözlerimin içine, her şey için teşekkür ederim dercesine baktı, bir burukluk da vardı sanki beni yalnız bırakacağının üzüntüsüydü belki ve gözlerini kapattı. Yüzünde huzur dolu bir gülümseme, teninde nur gibi bir parıltı vardı işte o an. Sonrasını hatırlayamıyorum, önce gözlerim doldu, buğulandı, sonra birden her şey karardı...
Saat hala işliyor, zaman akıp gidiyor. Kah hızlı, kah yavaş ama genellikle yorucu bir şekilde yavaş...


28 Şubat 2013 Perşembe

İçimde bir sıkıntı

Pazar günü öğleye doğru içimde tarif edilemez bir sıkıntı başlamıştı. Ve tam yazı yazacağım sırada sıkıntı ortadan tamamen kalktı.
Aile üyelerinde çıkan bazı sağlık sorunlarından sonra azalmıştı birer birer geldikçe haberler. Şükür çok önemli  hastalıklar değil. Fakat büyük bir kısmı hali hazırda duruyordu ve bir anda yok oldu. Aklıma ilk gelen Zaman Çarkı oldu. Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim.

Açıkçası çoğunlukla kendimi ifade ( etmekte zorlanırım değil ) edemem. Aklımın bir köşesinde hep kendimden bir parça bulduğum karakterler ve yaşadıkları olaylar hafızamın içindedir. Genellikle onların vaziyetlerini anlatarak kendimi ifade etmeye çalışırım.

Burada da Zaman Çarkı'ndaki Mat isimli karakterimizin sürekli başına gelen bir olaydır bu. Hiç bir şey yokken kafasının içinde zarlar dönmeye başlar ve bu onu çok ama çok rahatsız eder çünkü bilir ki o desen yine kendisi için bir şeyler planlamaya başlamış, kendisi ve ya çevresindekilerin başına her hangi bir iş gelecek. O anda 'Lanet kan ve küller!' der ve ne olacaksa bir an önce olsun diye ışığa söylenir.
Bazı zamanlarda verdiği bir karar sonrası ve ya söylediği bir söz sonrasında durur. Bazen bir savaşa girer ve zarlar durur. Bazende şansı onu bir şekilde kurtarır ve sesler kesilir.



İşte benim bu içimdeki sıkıntı (Genellikle kalbimin kaşınması gibime gelir) bir şey olacağının (iyi ve ya kötü bilinmez) habercisi gibi bir şeydir. Bakalım neler oldu ve ya olacak...

Işığın bilgeliği her daim üzerinizde parıldasın. Mutluluk hep yanınızda olsun...

Bad Couple I

Genellikle tarihi kore dizilerini izlediğim için ilk başta biraz yadırgadım, izlediğim ilk günümüz konulu kore dizisi. 16 bölümlük dizinin 8. bölümünü yeni bitirdim ve diğer yarısını da izlemek için sabırsızlanıyorum.

20 veya 40 dakikalık popüler dizileri izlemekten 60 dakikalık bir diziye kendimi alıştırmak başlarda biraz sorun yarattı tabi ki ama konunun ilerleyişi akıcı bir şekilde gitti şimdiye kadar. Dizi üç arkadaş bayanın hayata bakış açılarını, farklılıklarını anlatıyor. Ve gelişen olaylara vermiş oldukları tepkiler, bir bayanın düşünce tarzı, birbirlerini nasıl etkiledikleri de konu alınıyor.



Ünlü bir moda dergisi editörü Kim Dang Ja küçüklüğünde babasının annesini bir başka kadın için terk etmesi üzerine hiç bir erkeğe güvenmeyip kendisini tamamen kariyerine adamıştır. Bir gün yakın arkadaşı Yoon Hee'nin kızına bakarken kendi başına bir çocuk büyütmek istemesi üzerine en düzgün gene sahip birini aramaya çıkması, Choi Gi Chan adındaki biyoloji profesörü ile karşılaşmalarını ve birbirlerine aşık olmalarını konu alıyor.

Diğer bir yandan da eşine neredeyse tapan Han Young  ve  eşini iki yıldır aldatmakta olan Kim Yook Sun'un yaşadıkları olayları, Han'ın eşini geri alma çabasını gösteriyor.

Her zaman okuduğum kitaplar, izlediğim dizi filmlerde yaptığım gibi kendimden bir parça bulduğum karakterler (izlediğim ilk 8.bölüm için tabi ki) Profesör Gi Chan ve Han'a eşini geri kazanması için yardım eden model Joon Soo. İki karakterde hissettiğim, düşündüğüm ve yapmaya çalıştığım bir çok durumu yansıtıyor. İzlerseniz ne demek istediğimi belki daha iyi anlarsınız.



Diğer 8 bölümü bitirdikten sonra yazının devamı gelecek...

Bakalım dizinin sonunda neler olacak..

27 Şubat 2013 Çarşamba

Güzel Kadın!

Herkesin zihninde bir tasvir vardır bunun üzerine sanırım. 
Bana sorsanız büyük ihtimalle hali hazırda bildiğim, tanıdığım birini söyler, aşağı yukarı onun gibi benim hayalimdeki güzel kadın derim. Herkesin tanımı farklıdır, Audrey Hepburn ise kendisine güzelliğinin sırrını soranlara;

"Çekici dudaklara sahip olma istiyorsanız, dudağınıza tatlı sözlerden başkasını dokundurmayın.
Güzel gözleriniz olsun istiyorsanız, güzel insanlarla göz göze gelin, gerçek dostlar edinip sık sık görüşün.
İdeal beden ölçülerine sahip olmak ve hep zayıf kalmak istiyorsanız, yemeğinizi yoksullarla ve açlarla paylaşın.
Alımlı saçlara sahip olmak istiyorsanız, çocuğunuzun en az günde bir kere onu okşamasına izin verin.
Dikkat çekici pozlar vermek istiyorsanız, yanınızda bilgelik ve tevazuyu alarak yürüyün, asla cahilce ve gururla yürümeyin.

İnsanlarında tıpkı elimizin altındaki eşyalar gibi, hatta onlardan çok daha fazla onarılmaya, yenilenmeye, bakım görmeye, gözden geçirilmeye ihtiyaçları vardır. Hiç bir insanı eskisi bozuldu, işe yaramıyor diye elden çıkarma hakkınız yoktur.
Hatırlayın, bir yardım eline ihtiyaç duyarsanız, kendi omzunuzdan kolunuza doğru göz gezdirin, dirseğinize ve bileğinize varın, işte orada bir yardım eli bulacaksınız.
Yaşlandıkça, iki elinizin olduğunu, birinin kendinize, diğerininde başkalarına yardım etmek üzere yanınızda hazır beklediğini fark edeceksiniz.

Bir kadının güzelliği giydiği elbisede, beden ölçülerinde ya da saçını tarayış biçiminde değildir.
Bir kadının güzelliği gözlerinden okunmalı, çünkü gözler kalbe, yani aşkın yaşadığı ülkeye giden kapıdır.
Bir kadının güzelliği yüzündeki benlerden değil, içinde sakladığı ruhundan okunur."



Aramızda kalsın bende öyle güzel birini seviyorum...


O bir Kraliçe!


O mağrur ve zarif!