Zarafet!
Ünlü film aktristi Audrey Hepburn'ün yaşam hikayesi.
Şimdiye kadar pek fazla biyografi okumadım, ama okuduklarımın en güzeli olduğunu söyleyebilirim. Donald Spoto gerçekten çok iyi bir iş başarmış ve adlarını duyduğumuz bir çok ünlü yıldızında hayatını kaleme almış. O kitapları da okumak için sabırsızlanıyorum. Çünkü anlatım tarzı, yapmış olduğu araştırmalar, kullandığı dil gerçekten çok iyi!
Audrey çok ağır, travmatik bir çocukluk geçirmiş. Babasının yaptıkları, ikinci dünya savaşının koşulları onu fazlasıyla yıpratmış. Fakat o amacından ve isteklerinden hiç vazgeçmeyip, hayallerinin peşinden koşturmuş. Kendisini beklenmedik bir anda müzikallerde sonrasında da beyaz perdede bularak günümüzdeki ününe kavuştu.
Aslında onun sevilmesinin gerçek nedenin onun içindeki iyiliğin ve duruşundaki asil zarafet in olduğunu düşünüyorum. Yazarın anlatımı da bu fikrimi destekler nitelikte. O her zaman kendi arzularıyla hareket etmiş ve kendi farklılığını dünyaya göstermiş. Ve birazda şansın kendisine güldüğünü söyleyebilirim. Aynı şekilde de bazı talihsizliklerde yakasını hiç bırakmamış. Aşk hayatında bir çok kez hüsrana uğramış, kendi küçüklüğünde yaşayamadığı o sıcak aile özlemini kendini adayacağı bir eş ve doğuracağı çocuklarla oluşturduğu yuvada gidermeyi düşünmüş. Fakat hayat o açıdan pek yüzüne gülmemiş, ayrılıklarla dolu bir kalp defteri olmuş...
Hayatının son yıllarında UNICEF gönüllüsü ve tanıtım yüzü olarak, dünyanın her yerindeki çocukların sağlık, eğitim, beslenme ve barınma ihtiyaçlarının giderilmesi için yardımcı olmuş. Gerekli olan bağlantıları, dayanışma toplantılarını gerçekleştirmiştir.
Ben kendisini ilk olarak Breakfast at Tiffany's te Moon River şarkısını söyleyişiyle tanıdım.
İşte o video;
"Bir tarafım belki hep çocuk kaldı. ama bir yandan da, erkenden olgunlaştım. Çünkü genç yaşta acı ve korkuyla tanıştım..." Audrey Hepburn
27 Şubat 2013 Çarşamba
Enchantment
Tek!
Sadece o barda değil,
Merdivenlerden inerken, sokakta yürürken, masada otururken, metroda giderken, merdivenleri çıkarken,
25 Şubat 2013 Pazartesi
Heartbeat!
You're acting like you're on your ownBut I saw you standing with a girlStop tryin' to steal my heart awayStop tryin' to steal my heart away
Çocukça
Daha dünyaya yeni gelmiş bir bebek gibiydim. İlk başta içini çok acıtan bir his vardı ve gözlerden süzülen damlalar, bir çığlık!
İlk defa o güvenilir yuvadan ayrılıyordum. O korunaklı, kısıtlı minik yerden. Çevremdeki duvarlar, yok olmuştu. Dıraşıdaydım artık ve savunmasızdım. Sonra azar azar çevremi tanımaya başladım, keşfettim ve beslendim. Minik minikti besinler ama en çok muhtaç olduğum, aradığımdı onlar.
Ve biraz büyüdüm, gözlerimi açtım. Anlatamayacağım kadar güzel bir histi görmek! Bir daha asla gözlerimi kapatmak istemiyordum. Hep görmek, hep görmek istiyordum.
Sonra fark ettim ki! Gözlerini kapatıp da, uyumaya başlarsan... Hem ruhun, hem bedenin dinleniyor. Hemde her şeyi en güzel haliyle görebiliyordum. Ya gözlerim açık olacaktı, ya da rüyada olmalıydım. Çünkü görmekten vazgeçemem.
Büyüdükçe anlıyorum. Öğreniyorum ve öğrendikçe de ne kadar çok öğrenilecek yeni şeyler var. Kendimi yeni yeni öğrenmeye adıyorum, çünkü ben daha yeni yeni emeklemeye başladım...
Benim için her şey yeni!
Öğrenilecek, denenecek, acıtacak ama 'cızz!' olduğu anlaşılacak o kadar hal var ki! Belki tuhafım biraz, bilemiyorum çünkü benim yaptıklarım yepyeni bana göre.
Emin emeklemelerle gidiyorum belki, ama direk büyümeyeceğim sanırım. Önce tıp tıp tıp yürüyüp, düşeceğim, sonra adımlar atacağım. Ve çocuk olacağım!
Sonrasında da hep o şekilde çocuk kalmaya çalışacağım. Hiç büyümek istemiyorum! Çünkü hayat çocuğun saf kalbiyle güzel, ben hep çocuk, ben hep afacan, belki biraz yavaş ama kalbi her zaman saf kalayım.
Çünkü sevgiyi en güçlü bir çocuk kalbi verebilir. En saf ve güzel kalp o minicik yürektir!
Seni sevmek, işte böyle güzeldir!
İlk defa o güvenilir yuvadan ayrılıyordum. O korunaklı, kısıtlı minik yerden. Çevremdeki duvarlar, yok olmuştu. Dıraşıdaydım artık ve savunmasızdım. Sonra azar azar çevremi tanımaya başladım, keşfettim ve beslendim. Minik minikti besinler ama en çok muhtaç olduğum, aradığımdı onlar.
Ve biraz büyüdüm, gözlerimi açtım. Anlatamayacağım kadar güzel bir histi görmek! Bir daha asla gözlerimi kapatmak istemiyordum. Hep görmek, hep görmek istiyordum.
Sonra fark ettim ki! Gözlerini kapatıp da, uyumaya başlarsan... Hem ruhun, hem bedenin dinleniyor. Hemde her şeyi en güzel haliyle görebiliyordum. Ya gözlerim açık olacaktı, ya da rüyada olmalıydım. Çünkü görmekten vazgeçemem.
Büyüdükçe anlıyorum. Öğreniyorum ve öğrendikçe de ne kadar çok öğrenilecek yeni şeyler var. Kendimi yeni yeni öğrenmeye adıyorum, çünkü ben daha yeni yeni emeklemeye başladım...
Benim için her şey yeni!
Öğrenilecek, denenecek, acıtacak ama 'cızz!' olduğu anlaşılacak o kadar hal var ki! Belki tuhafım biraz, bilemiyorum çünkü benim yaptıklarım yepyeni bana göre.
Emin emeklemelerle gidiyorum belki, ama direk büyümeyeceğim sanırım. Önce tıp tıp tıp yürüyüp, düşeceğim, sonra adımlar atacağım. Ve çocuk olacağım!
Sonrasında da hep o şekilde çocuk kalmaya çalışacağım. Hiç büyümek istemiyorum! Çünkü hayat çocuğun saf kalbiyle güzel, ben hep çocuk, ben hep afacan, belki biraz yavaş ama kalbi her zaman saf kalayım.
Çünkü sevgiyi en güçlü bir çocuk kalbi verebilir. En saf ve güzel kalp o minicik yürektir!
Seni sevmek, işte böyle güzeldir!
21 Şubat 2013 Perşembe
5 yıl oldu!
Gecenin bir yarısında geldi kara haber...
Hayatımda ilk defa tanıdığım, çok sevdiğim ve karşılıksız olarak tarafından sevildiğim birini kaybettim. Anneannemi.
Evden çıkışımızı, yola düşüşümüzü ve o otoyolun o kadar uzun geleceğini hiç tahmin etmezdim. Hemen varmak istiyordum çünkü, belki bir şans vardır, belki bir yanlışlık olmuştur! Fakat...
Onu hastahanede gördüğümde öyle huzurluydu ki, bize gülümsüyordu sanki. Öylece yatıyordu ama gözleri kapalı. Hiç bir şey yapamadım. Yapamazdım da. Çaresizlik!
En son telefonda ki sesi geldi hemen kulağıma, sonra da sımsıkı sarılışı, alnımdan, gözlerimden öpüşü. Hiç sakınmazdı o bizden sevgisini, ne hissediyorsa söyler ve yapar tüm sevgisini hemen gösterirdi... Belki biz hiç o kadar iyi ve temizce belli edemedik sevgimizi. O hep ' Benim anam, babam yoktu. Siz benim her şeyimsiniz' derdi.
Ah onu ne kadar özlediğimi bir bilseniz!
Gecenin bir yarısında geldi kara haber...
Hayatımda ilk defa tanıdığım, çok sevdiğim ve karşılıksız olarak tarafından sevildiğim birini kaybettim. Anneannemi.
Evden çıkışımızı, yola düşüşümüzü ve o otoyolun o kadar uzun geleceğini hiç tahmin etmezdim. Hemen varmak istiyordum çünkü, belki bir şans vardır, belki bir yanlışlık olmuştur! Fakat...
Onu hastahanede gördüğümde öyle huzurluydu ki, bize gülümsüyordu sanki. Öylece yatıyordu ama gözleri kapalı. Hiç bir şey yapamadım. Yapamazdım da. Çaresizlik!
En son telefonda ki sesi geldi hemen kulağıma, sonra da sımsıkı sarılışı, alnımdan, gözlerimden öpüşü. Hiç sakınmazdı o bizden sevgisini, ne hissediyorsa söyler ve yapar tüm sevgisini hemen gösterirdi... Belki biz hiç o kadar iyi ve temizce belli edemedik sevgimizi. O hep ' Benim anam, babam yoktu. Siz benim her şeyimsiniz' derdi.
Ah onu ne kadar özlediğimi bir bilseniz!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


