Hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2014 Pazar

Hasta

İzmir'in havası hiç belli olmaz yarım saat güneşliyken bir bakarsın sağanak altında ıslanmışındır. Ben ıslanmadım amma ıslanan bir arkadaş hemen şifayı kapıp bana da bulaştırma özverisini gösterdi sağolsun. Bende de ne biçim bünye varsa mübarek hastalığı hemen özümsemişim iki gündür tam manasıyla hasta yatıyorum.



Bütün vücut fonksiyonları uyku modunda, sebze gibi yatıyorum. Uzun süre bilgisayar başında da kalamadığım için günler geçmek bilmiyor, hatta iki gündür uyku modunda yaşıyor olmama rağmen uyuduğum söylenemez çünkü öksürmek ve burun akıntısı beni benden almış durumda, hani akciğerleri kazara çıkarı vereceğim diye korkuyorum.

Ihlamur ve adaçayı can dost tabiki, yanına da ballı zencefilim var. Birde Vicks vardır bilir misiniz? Onuda sürdüm mü, biraz rahatlarım ama bu hastalıktan bir türlü kurtulamadığımı biliyorum. İki aya kalmadan yine başıma gelecek, yine yorgan döşek yatacağım.
Ah bir de pc başında uzun süre duramıyorum baş ağrısı dayanılmaz oluyor. 

Haydi bakalım biraz iyileşeyim görüşürüz,.. Kendinize iyi bakın :-)


9 Ocak 2014 Perşembe

Robokop

Yok daha yeni film çıkmadı. Onun için daha bir kaç ay beklememiz gerekiyor yanılmıyorsam. Bu benim bugünkü halim.



Yılın başından beri tutuk olan boynum bir geçiyor bir başlıyor ve bugünde yeniden başladığı günlerden biri, üstüne yıllık kalp kontrolü yaptırmak için gittiğim doktor klasikleşmiş bir biçimde 'bir değişiklik yok hala aynı, ayrıca biz birde ritim bozukluğu var mı? diye bakalım.' diyerek beni yine kablolara bağlattırdı. Holter, belki iyi bir niyet için bulmuştu bu aleti ama bütün gün boyunca bir aletle yaşamak ve her tarafına kablo bağlı olması çok kötü bir durum. Ben buna 24 saatliğine katlanamıyorum ki hayatı boyunca benzer şekilde aletlerle, kablolarla, hortumlarla yaşaması gereken insanlar var. Onları düşünemiyorum bile :(


İşte o kablolara bir de boyun tutulması eklenince evlere şenlik. Oklava yutmuş gibi yürüyorum, eğilemiyorum, çok düzenli adımlar atıyorum, sağa sola yalpalayamıyorum bile... İnsana tuhaf gelen bir durum.
Lise yıllarımda da çok dalga geçerlerdi, askeri eğitimle yetişmiş ben sürekli keskin hareketler, düzgün davranışlar falan göstererek ve oklava yutmuş gibi dik gezinerek sınıftakiler tarafından bir süre Robokop olarak çağrıldım. Neyse zamanla gevşedik, normal sıradan biri haline geldik :-)


Bu arada bugün olan final sınavı o kadar berbattı ki o kadar olur. Makineyle bir alakası varmı merak ettin O.o

Biz zamanlar böyleydik :)

23 Aralık 2013 Pazartesi

Gene mi hastayım ya!

Hasta olmak dünyanın en kötü durumu...
Sınavlar, quizler ve iş zamanında hasta olmak ise her şeyi daha güzel bir hale getiriyor. Bugün olan iki quizden sırf hiç bir şey düşünemediğim için çıktım. Yaptım bir şeyler ama hepsi yarım.


Han Solo gibiyim...


Baş ağrısı, yanına ateş, kafanın olduğundan daha büyük ve ağır gelmeye başlaması, boğazındaki o tarifsiz kaşıntı, nefesindeki minik kedi hırıltısı ve kulaklarındaki uğultu. Grip olmanın ilk semptomları ve üstüne zaten hali hazırda olan ve azıcık hastalanmamı bekleyen ARA hemen kendini belli ediyor. Minicik bir bakterinin sizin kalbinize böbreklerinize hatta beyninize yerleşip oraya kalıcı hasarlar bırakmasını düşünmek çok zor gibi görünse de yapabiliyormuş. Lise yıllarımdan kalan bu hastalık gölgeler içinde bekleyen sinsi bir katil gibi bekliyor, eh iğnelerden vazgeçmiş biri olarak da tek çözümüm aspirin!

Felix Holfman'a minnettarım bu ucuz ve en çok işe yarayan ilacı bulduğu için. Onun sayesinde biraz daha iyiyim şükür. Yeni yıla hasta girmek istemiyorum :S Umarım o zamana kadar yeniden çakı gibi olurum :)

Hasta olmanın tek avantajı can sıkıntısını gidermek için izlenen dizilerdir ve denk geldiğim hastalıkla ilgili bir sahneyi paylaşmak istedim :-)


10 Kasım 2013 Pazar

Sickness is Coming!

Hafta sonunun yoğun programına hastalığa meyilli bünyem hemen cevap verecek gibi görünüyor.
Hastalık geliyor....



Aslında gelmiyor, zorla teslim ediyorlar.
Özellikle iki gündür sabah ve akşam kullandığım o metro ve trenin hastalık yuvası olduğunu açıkça söyleyebilirim. Çünkü insanlar kullanmıyor! Başka canlılar kullanıyor mübarek şeyleri.
İzmir, çok modern şehir falan diye gelir akla değil mi?
Hiç öyle bir yer değil, kozmopolitan bir köy düşünün işte o İzmir!

Bir insan hapşırırken bütün dünya'ya ağzındakileri aktarmak istemez sanırım, öksürük tuttuğunda ağzını falan kapatır. Burnu akmaya başladığında peçete kullanır hadi peçetesi yoktur hafif hafif çeker falan. 

Bizim tren de iste adam bir hapşurur, demirler, koltuklar, camlar hatta kompartmanın diğer ucu onun salyalarından nasibini alır. 
Öksürerek bütün metronun hastalığı kapması sağlanır! (Ben hastayım onlarda olsun Nihahahahah! diye düşünüyorlar galiba)
En mide bulandıranı ise burnunu çekip çekip genzine depolayıp sonra yutan yan koltuktaki canlı oldu. Hani sessiz sadece ben duysam neyse trenin diğer ucundan kafalar dönüp adam mı boğazlıyorlar ifadesiyle bakmaları ortama renk kattı.

Oralardan kapılan virüsler, bakteriler bir Tuxedo klasiği olarak yine vize haftalarında beni pençesine almaya başladı sanırım. Burun akıntısı ve boğazda hafif tatlı bir gıdıklanma! 

Bolca peçete, yanımda ıhlamur, adaçayı ve olips şekerlerin her çeşidinden. Ara ara da bal götüreceğim çünkü hem iyi geliyor hemde hastalığı hafifletiyor. 
Bu haftanın sağlam olması lazım çünkü yarın Termo sonraki günde Diferansiyel vizesi var ve benim en korkulu rüyalarımdırlar. 

Bu gecenin de uykusuz geçmesi bakalım bünyeye nasıl yararlı olacak :-)

Aman siz siz olun kendinize dikkat edin, hastalık size uğramasın.
Vizeleri başlayan okurlarım varsa onlara da başarılar.


P.S. : Anonim olarak ta yorum yapabilirsiniz, illa takip etmeniz, blogger sahibi olmanız gerekmemektedir!
Sağlıcakla kalın...