14 Temmuz 2013 Pazar

Sakız Gezisi!

Aldığımızdan beri pasaportlarımızı kullanmak için bir fırsatımız olmamıştı. Sonunda o fırsat karşımıza çıktı ve Sakız Adasına arkamızdan atlı kovalarcasına bir seyahate çıktık, kötü mü oldu tabi ki hayır! :D

Ben Çeşme'liyimdir. Küçüklüğümden beri dedemin evinden karşı taraftaki şehrin ışıklarını seyreder dururdum. İlk hatırladığım minik bir yere toplanmış ışıklardı, ama şimdi bakarsanız adanın neredeyse her tarafı ışık dolu.
Hep bana anlamsız gelirdi, 'yüzerek gidebileceğimiz, bir el atımı uzaklıktaki kocaman ada niye bizim değil!'


İyi ki de bizim değil! Adaya giderseniz durumu çok iyi bir şekilde anlarsınız tahminimce...
Neyse şimdi yolculuğa en baştan başlayalım!

Öncelikle yeşil pasaportu olanlara vize gereksinimi yok!
Biletinizi Ertürk veya Ege Birlik firmalarının birinden alıyorsunuz ve sabah 8.30 gibi gümrükte hazır oluyorsunuz. Önceden yurtdışı çıkış pulunuzu alırsanız sabah sıra beklemeden işleminizi yapar, freeshoptan dönüşte neler alacağınızı kararlaştırırsınız!

Gemi yolculuğu yaklaşık 45 dk sürüyor. Yol boyunca denizin durumuna göre balıkları, çöpleri ve yatları izleyebilirsiniz. Mümkünde dışarıda ve orta tarafta bir koltuk kaparsanız güneşten korunabilirsiniz!

Sakıza vardığınızda sağ taraftan herkesin koşturduğu yere doğru gidin ve giriş işlemlerinizi yapın. Beklediğimden daha çabuk bir şekilde kendimizi ada da gezerken bulduk. Ve ilk işimiz kalacağımız Diana Hotel'e yönelmek oldu. Deniz kıyısının iki sokak arkasında iki yıldızlı bir otel. Çalışanların güler yüzlülüğü ve iletişim çabaları ise kayda değer. Fakat ingilizce bilmiyorsanız biraz zorlanmanız muhtemel.

Yerleştikten sonra, Güney ada turu için Kanaris Tur'un bürosunun önüne geldik. Rehberimiz Mustafa bey sakızın Türk damatlarından biriymiş, bize bütün ada hakkında bol bol bilgi verdi ve gezideki herkesle çok güzel bir şekilde ilgilendiğini söyleyebilirim.

İlk durağımız seramik köyü olarak adlandırılan bir yer, burada sakız ağaçlarını görüyoruz, biraz inceliyor, şanslıysak bir iki sakız parçası yoluyoruz ;) Burada göreceğiniz dolap süslerinin benzerlerini çarşıda göremedim haberiniz olsun.

Yolda gördüğünüz minik yapılar dikkatinizi çekebilir, onların hepsi ufak kiliseler veya anıtlar yol üzerinde yaşanmış kazada ölenler anısına yapılıyorlarmış, yaşayanlara uyarı, ölenlere ise anı olarak...

Sonraki durak Kale Köy olan Mesta. Tam bir şaheser yapılışı ve düzeniyle! Özellikle de yazın en sıcak zamanı bile köyün içerisi serin, sokakların ortasından giden su yolunun taşlarının dizilişi köyün merkezi bulunabilsin diye ok işaretiymiş gibi yapılmış. Özellikle şehrin kilisesi içindeki tarihi eserlere hayranlıkla bakacağınızdan eminim. Köyün meydanında durduğunuzda oradaki sakızlı dondurmadan yemeden dönmemelisizin. O tadı başka bir yerde bulmanız zor...

İkinci durak Pirgi kasabası, işte burası binaların farklı dış süslemeleriyle dikkat çekiyor ve her bir binanın deseni diğerinden farklı.


Buradan da rehberimiz bizi yemek yiyebileceğimiz Emperosa götürüyor, oradaki üç restorandan hangisine gideceğinizi bilmiyorum ama ahtapot, kalamar ve Greek salata denemeden bir yere kıpırdamamanızı öneririm, kesinlikle yediklerinizin yanına sürahide getirilen ev şaraplarını eklemeyi unutmayın!

Ve Xios a dönüş...

Akşam yemeği için megas limnias ta Angira(Çapa) diye bir yeri önermişti rehberimiz, oraya yollandık. Taksi ile ulaşabileceğiniz bu restorandaki yemekler anlatılmaz yenir!  Mekanın sahibi Yorgo biraz Türkçe, biraz İngilizce bizimle çok iyi bir şekilde ilgilendi, güler yüzlülüğü ve samimiyeti ise paha biçilmez 20 yıllık dostum gibi iyi karşıladı bizi. Burada özellikle ıspanak köftesi, kuzu pirzola, kalamar, kızarmış peynir ve adını bilmediğim sarımsaklı patatesli bir et yemeğini denemenizi tavsiye ederim.
Restorana girer girmez bizi karşılayan başka biride taksilerin teftiş şefiydi, özellikle taksiciler fazla para almamaları için nereden geldiğimizi ve ne kadar ücret ödediğimizi sordu. Adanın her yerinde denetim böyle mi bilmiyorum ama uygulamayı beğendiğimi söyleye bilirim.

Akşam hayatının çok aktif olduğunu söyleyebilirim merkezde ve eğlenceler sabaha kadar sürüyor.

İkinci gün ise kahvaltıdan sonra gezi güzergahımız şehrin içiydi, ilk önce çarşıyı bir güzel tavaf ettikten sonra alışverişimizi yaptık ve aldıklarımızı aldığımız yerlerde bıraktık, gemiye bineceğimiz vakit almak üzere. Ve ilk olarak şehrin müzelerini bir dolaştık, sonra kalenin içini ve sahil kıyısındaki değirmenlerin yanına gittik. Biraz dinlenip frapplerimizi içtikten sonra pılımızı pırtımızı toplayıp gemimize yollandık.




Alışveriş kısmının en güzel kısmı adaya yerleşen bir Türk gelinin işlettiği dükkana girmemiz oldu. Gül hanım bize en iyi şekilde yardımcı olarak alacaklarımızı tedarik etmemizi sağladı, Özellikle önerdiği mandalina receli güzeldi ve minik poşetlerde sattığı sakız başka bir yerde kolayca bulamayacağınız kadar temiz. Aldıklarımızı yardımcısı Adonis gümrüğe arabayla gemi kalkış saatinde getiriyor. Diğer siparişleri almak içinde Gül hanımın önerdiği bir yerden alışveriş yaptık kopanista, kurutulmuş balık ve geleneksel yunan peynirinden biraz yüklendikten sonra adadan çıkış işlemlerimizi yapıp dönüşe geçtik.

Öncelikle merak edilenler genellikle fiyatlar, özellikle euronun yükselmesi işleri biraz zorlaştırıyor, ben fiyatları aksini yanında belirtmedikçe euro cinsinden yazıyorum. Haberiniz olsun!

Gemi bileti: 16-21
Yurtdışı Pulu: 15 tl
Tur: 20
Oda: 60
Yaklaşık öğle yemeği: 74 (4 kişi)
Akşam yemeği: 77 (4 kişi)
Taksi: 8-9 (Restorana gidiş)
Frappe: 4
Hamburger Goodys : 4

Fıstık Reçeli: 2-2,5
Mandalina Reçeli: 3
Sakız Paketi: 2,5
Dolap süsü: 1,5
Likörleri ve Uzo ları denemenizi tavsiye ederim. Onların fiyatları genellikle üstlerinde yazılı oluyor.

Sıkıntısını en çok çekeceğiniz şey ise su olacaktır. Köylerde ki çeşmelerden rahatlıkla su içebilirsiniz tatları güzel. Fakat şehir içinde çeşme pek yok o yüzden şişe su almak zorundasınız 1,5 litrelik sular 1 euro.

Kiralık araba fiyatları ortalama: 35

Sormak istediğiniz bir şey olursa bildiğim kadarıyla bilgilendirmeye çalışırım.
Herkese iyi tatiller...


1 Temmuz 2013 Pazartesi

internetsizlik

Memlekette oldugum icin yeni yazilarimi yollayamiyorum net erisimim kisitli oldugu icin yorumlariniza da cevap atamadim kisa sureli baglanabildigim internete uzun sureli baglandigim ilk seferde yazilarinizi okuyacagim ve yorumlarinizi cevaplayacagim . Sakiz adasi ile ilgili yazim ve tatil ile ilgili yazilar yayinlanmayi bekliyor... takip ettiginiz icin tesekkurler iyi tatiller herkese :-)

24 Haziran 2013 Pazartesi

Uzay



Uzay, son hudut!

İnsanlığın ulaşabileceği bilinen son nokta, ucu bucağı bilinmeyen bir boşluk. Onun içinde bulunan katrilyonlarca ışık kaynağı ve onların çevresinde dolanan kayalar, gazlar, sıvılar...
Biz o ışık kaynaklarından bir tanesinin çevresinde dolanan mavi bir gezegenin içindeki kum tanesiyiz...

İnsanlığın başından beri gökyüzü büyük bir merak ve uğraşı konusu olmuştur, günümüzde sadece bilim ve sadece saçmalıklar için kullanılan bir araç haline gelmiştir. Günümüzde daha kendimize en yakın kaya parçası olan aya bile bir kere gitmeyi başarabilmişiz ve kendimizi çok ileri görüyoruz. İşte buna şaşıp kalıyorum!

Her gece duvarımda asılı olan güneş sistemi haritasına bakar, bu yakın ama uzak olan yerlerde hiç yaşayan bir canlı var mı diye merak ederim. Olabilecek canlıların resimlerini hayal eder belki bir gün onların bulunacağı ümidiyle düşlere dalarım. Umarım bulunan ilk dünya dışı canlıyı görme fırsatım olur.

Bilim kurgu filmlerini biraz düşününce ve evrenin büyüklüğü göz önüne alındığında, evren üzerinde yalnız olmadığımız aşikar. Filmlere konu olan olayları ve hayalimizde oluşturduğumuz teknolojilere bakarsak evrenin başka yerlerinde yaşayan canlıların uzay gemilerinde geziyor, gezegenler arasında savaşıyor ve çeşitli yaratıkların zulmünden acı çekiyor olmaları da muhtemel! Bütün bunlar azıcık göz önüne alındığında ve biraz paranoyakça düşündüğümüzde!
Evrenin her yerine 'Biz Dünyalılar Buradayız!' mesajı yollamanın mantığını henüz anlayabilmiş değilim, daha kendimizi kendi ırkımızdan korumak için yeterli savunmamız yok iken başka bir gezegenden buraya kadar gelebilecek teknolojiye sahip insanların sadece iyi niyetle bizi ziyarete gelecekleri nasıl bir pollyannacılıktır!

Açıkçası yaşadığım süre içerisinde evrenin başka yerinden gelmiş bir ırkla sohbet etmeyi isterim, hatta keşke fırsatım olsa uzayın bilinmeyen boşluklarının StarTrek filmindeki gibi bir gemiyle ben keşfetsem çok güzel olurdu bea!

Hayaller, hayaller...
İyi geceler...

23 Haziran 2013 Pazar

22 Haziran 2013 Cumartesi

Neler olmuş...

Ve tanrı İnternet'in yaratılmasını sağladı!

Arkadaş tam bir haftadır Alaçatı'dayım! Ne yapıyorum diye soracak olursanız, tatil, çalışma bağ-bahçe işleri hepsi bir arada. Herkesin memleketi gözden uzak bir Anadolu köyü kasabası olurken benim ki ise son yılların gözde tatil mekanları!

Eskiden daha güzeldi! Elimde biraz güç olaydı İstanbulluların hepsini Bodrum'a yollardım orası onlara daha çok yakışıyor... Benim güzel minik beldemin içine daha fazla etmesinler lütfen!

Her neyse Türkiye'deki olaylar hala son sürat devam ediyor olmasına rağmen ben dünyadan bir haber mişim!

Açıkça söylemem gerekir ki evde sadece uyduyu yarım yamalak çeken bir televizyonumuz var ve kanalların neredeyse hiç birinde düzgün bir haber yok! Biraz halk tv gösteriyor olsa da onlarında her yerden yayın yapması mümkün değil gibi ve yeterli ekipmanları yok sanki.

Olaylardan tamamen uzak kaldım ve içim içimi kemirdi sürekli!
Yapılan konuşmaları ve basın açıklamalarını duydukça pek iyi şeyler olmadığını rahatlıkla da anladım, ne tekim de öyle oldu. Borsa haftanın açılışından kapanışına kadar efsane boyutlarda düşüş yaşadı!

Resmen 11 Eylül saldırılarını izlediğim zamanki gibi ağzım açık dakika dakika borsanın düşüşünü dolar ve euro nun yükselmesini izledim! Bildiğin ülkemiz değer kaybetti! Paramız yeniden bol sıfırlı rakamlara doğru yollandı...


İlk günden beri insanları suçlayan başbakanın her konuşması borsa da bir taban endeksi yarattı. Dünya daki ekonomik krizin artık bizi teğet değil delip geçmesini bekliyorum ben çünkü artık satıp nakit para geliri sağlayabilecekleri bir milli değerimiz kalmadı.

Kelepir vatandaş ve Vatan toprağından başka!

Biraz sakin olaydın ya boşbakanım! Biraz koyun gibi davranmayan insanları da dinleyebilseydin ya! Ahh ahh! Bu ülkenin hayali olarak refaha kavuşturduğun halinin bile tadını kaçırdın ya başka bir şey demiyorum...

Son olarak:
Bir kerede bir dediğin diğer dediğini tutsun be arkadaş!