8 Mayıs 2013 Çarşamba

Spider-Man



Çocukluğumuzun en sevilen kahramanlarından biri olan örümcek adam'ın çizgi film serisini bugün bitirdim. Uzun servis yolculuklarında sıkıntıyı azaltmak için başlamıştım. Her biri yaklaşık 13 bölümden oluşan 5 sezon sonunda sevgili Peter Parker bütün evrenleri kurtarıp sevdiğine M.J. 'e kavuşuyor. (M.J. in Peter'a 'Tiger' demesine bayılıyorum. ^.^ )



Hikayeyi bilmeyeniniz yoktur. Radyasyona maruz kalan bir örümcek fen öğrencisi Peter'ı elinden ısırır ve olaylar örgüsü başlar. Marvel çizgi filmin içine ilginç bir şekilde bütün çizdiği karekterleri de eklemeyi unutmamış. Painkiller, Blade, Fantastik Dörtlü, Kaptan Amerika, Iron Man hatta X-Men ekibi çeşitli bölümlerde Örümceğimize  yardımcı oluyorlar.

Her ne kadar olay örgüsü son kısımda saçmalasa da genel olarak gerçekten de izlemesi keyif veren çizgi filmlerden biri. Açıkçası Dc Comics karakterlerini kendime daha yakın bulmama rağmen Marvel'in kahramanlarını izlemenin yeri ayrıdır.

Eğer orta seviye ingilizce bilginiz varsa rahatlıkla orjinal dilinde izleyebilirsiniz ve öyle izleyince daha zevkli olduğunu göreceksiniz. İzlenecekler listenize koymayı unutmayın ;)

Yeni bir seriye daha başlamayı düşünüyorum ama neye başlayacağımı bulamadım.
Elimdekiler:
Sailor Moon Serisi
X-Men(İzledim)
Avatar
Tom ve Jerry
Batman
Süpermen
Pokemon(Portakal liginin sonuna kadar sonrasını nedense izleyesim gelmiyor)

Hangisine başlayacağıma karar veremiyorum. Siz ne dersiniz?
Bunlar dışında bölüm uzunluğu 20 dk civarında olan her türlü dizi, çizgi film tavsiyesine açığım :)

7 Mayıs 2013 Salı

Gelişim süreci


Karınca medeniyeti nasıl kuruldu?
Bunu anlamak için yüzlerce milyon sene öncesine gitmek gerek, Dünya üzerinde yaşamın başladığı ana kadar.

İlk karaya çıkanlar arasında böcekler vardı.
Dünyalarına iyi uyum sağlayamamış görünüyorlardı. Küçük, cılız, önceden gelenlerin kurbanı idiler. Bazıları yaşantılarını sürdürebilmek için, çekirgelerde olduğu gibi, üreme yolunu seçtiler. O kadar çok yavru yumurtluyorlardı ki ister istemez hayatta kalanları da oluyordu.

Diğerleri ise, eşekarıları ve arılarda olduğu gibi, zehri seçtiler, onları korkulur hale getiren zehirli iğneyi nesilden nesle miras bıraktılar.

Daha başkaları hamamböceklerinde olduğu gibi, yenilemez olmayı tercih ettiler. Özel bir beze etlerine o kadar kötü bir lezzet veriyordu ki hiç bir hayvan onları yemek istemiyordu.

Başka biri ise, peygamber develerinde  ve gece kelebeklerinde olduğu gibi gizlenmeyi tercih ettiler. Otları ve ağaç kabuklarını andırır bir şekilde konuk sevmez doğa içinde fark edilmeden dolaşıyorlardı.

Bununla beraber, ilk günlerin bu balta girmemiş ormanında bir çok böcek yaşamlarını sürdürebilecek bir 'hile' bulamamışlardı ve yok olmaya mahkum görünüyorlardı. Bu 'korunmayanlar' arasında ilk sırayı beyazkarıncalar alıyordu.

Dünya kabuğunda yaklaşık olarak yüz elli milyon sene önce görülmüş olan bu, bir tür orman otlayıcılarının hiçbir süreklilik şansı yoktu. Kendinden önce gelen yaratıklar ve onlara karşı koyabilmek için hiçbir olanağa sahip olmayanlar...
Bu beyazkarıncaların akıbeti ne olacaktı?

Birçoğu öldüler ve çok zor bir duruma düşmüş olan geride kalanlar, tam zamanında, bir çözüm yolu bulmayı başardılar: "Artık tek başına mücadele etmek yok, dayanışma grupları kurmak gerek. Düşmanlar için, tek bir cephe oluşturan yirmi karıncaya birden saldırmak, kaçmaya çalışan tek bir karıncaya saldırmaktan zor gelecektir." Beyazkarınca böylece karmaşıklığın başlıca yollarından birini açmış oluyordu: Toplumsal örgütlenme!

Bu böcekler önceleri aile toplulukları halinde yaşamaya başladılar: yumurtlayan Ana etrafında toplanarak. Sonra aileler köy, kasaba, şehirler halinde toplandılar. Kumdan ve harçtan oluşan siteleri yer yüzünün her köşesinde yükselmeye başladı.

Beyazkarıncalar gezegenimizin ilk akıllı hakimleri ve ilk toplum kuranları oldular.

Edmond Wells
Göreceli ve Mutlak Bilgi Ansiklopedisi

Karıncalar, sf, 62,63, Arion Yayınevi

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Mim!

Sevgili Deeptone'nun yazmış olduğu mimi üzerime alınaraktan yanıtlıyorum. Aslında çok hoş bir soru olmuş bu yüzden liss 'i tebrik ediyorum.

MİM KONUSU: Bir çok tipte insan vardır. Dünyada çeşit çeşit insan var. Benim bu yazımda değinmek istediklerim ise yalnızca iki çeşit. Birincisi hissettiklerini o anda uygulayanlar. İkincisi o anda ne hissederse hissetsin bir şey yapacağı anda hep yapacağı şeyi sorgulama gereği duyar, başkalarının ne diyeceğini düşünür. Öylesine günlük bir karar ya da hayatınızı değiştirecek bir karar alacaksınız. Ne düşünürsünüz önce? Ya da düşünür müsünüz? Kararı neye göre verirsiniz? O anki duygularınıza göre mi yoksa sonrasını çok fazla düşünür müsünüz?

Cevabım: Kendimin ikisinin arasında bir yerde olduğunu düşünüyorum, genellikle anlık duygularıma göre hareket ederim ve bundan pek pişman olmam çünkü o benimdir. Gerçek ben! Fakat anlık yapacağım bir harekette olsa bunun getireceği kelebek etkisini de düşünmeden edemem ve sonuçları uzun zamana yayılacak bir şeyse, o anda da benden bir tepki beklenmiyorsa durumu bir tartıp ona göre harekete geçerim. Yani olaylara verilen kararlar duruma, koşullara ve oluşabilecek sonuçlara göre değişecektir.


Pek fazla takipçim olmadığı için bu yazıyı okuyan herkesi mimliyorum. İsteyen yapabilir...

3 Mayıs 2013 Cuma

Resimlerle aşk...

100. yayınımı aşka ayırıyorum umarım beğenirsiniz...

























































Buradaki her bir resim aşkın en güzel halini temsil ediyor sanırım.
Bir gün hayatınızın gerçek aşkını bulur ve ona sımsıkı tutunursunuz umarım...
Aşk bir ömür boyun sizinle olsun! 
Mutluluklar...

2 Mayıs 2013 Perşembe

Bir Gün Kaçınılmaz Olarak:



Bir gün, kaçınılmaz olarak parmaklarınız bu sayfalara değecek, bu sözcükler üzerinde göz gezdirecek, zihinler anlamaları yorumlayacak.

Bu anın çok erken gelmesini arzu etmiyorum. Sonuçları müthiş olabilir. Ve bu cümleleri yazmakta olduğum saatte bile sırrımı saklamak için mücadele etmekteyim.

Buna rağmen bir gün neler olup bittiği öğrenilmek istenecek.

En derinliklere gömülen sırlar bile bir gün gün yüzüne çıkmaya mahkumdur. Zaman onların en acımasız düşmanıdır...

Kim olursanız olun önce sizi selamlarım. Beni okuduğunuz zaman heralde  on sene önce ölmüş olacağım. Öyle zannediyorum.

Bazen bu bilgiye erişmiş olmaktan üzüntü duyuyorum. Fakat ben insanım, kendi türlerimle olan dayanışmam şu an en alt düzeyde olsa bile, bu evrenin insanları, sizler arasında doğmuş olmanın bana yüklediği sorumlulukları biliyorum. Sizlere hikayemi aktarmalıyım.

Aslında az farklılıklarla bütün hikayeler birbirine benzer.
Başlangıçta, oluşmaya doğru giden bir konu vardır. Bir kriz olur. Bu kriz onu harekete zorlar. Davranışına göre ya ölecek veya gelişecektir.

Size anlatacağım ilk hikaye evrenimizin hikayesidir. Çünkü onun içinde yaşıyoruz. Ve çünkü bütün her şey, ister küçük ister büyük olsun aynı kanunlara uyar ve aynı karşılıklı bağımlılık içinde kalır.

Örneğin, bu sayfayı çevirdiğiniz zaman işaret parmağınızla kağıdın selülozuna bir noktadan dokunursunuz. Bu temasta çok küçük bir ısınma, her şeye rağmen gerçek bir ısınma meydana gelir. En küçük halinde olduğu düşünülse bile bir ısınma, bir elektronun sıçramasına neden olur ve bu elektron gelir diğer bir zerreciğe çarpar. Bu zerrecik "göreceli olarak" muazzamdır. O kadar ki elektron ile çarpışması zerreciği allak bullak etmeye yeter. Oysa önceleri atıl, boş ve soğuk idi! Sizim sayfayı çevirmeniz yüzünden krize girmiştir. Dev gibi kıvılcımlar onu çizik çizik yapar. Sadece bu hareketinizle sonuçlarının ne olabildiğini hiç anlayamayacağınız bir olayı başlatmış olursunuz. Kim bilir yeni dünyalar doğmuştur belki, belki de başka dünyalarda yaşayanlar, metalurjiyi, başka yörelerin mutfaklarını ve yıldızlar arası seyahatleri keşfedecekler. Hatta belki de bu insanlar bizden daha akıllı olacaklar. Ve eğer sizin elleriniz bu ısınmayı başlatmasaydı bu dünyalar var olmayacaktı.

Aynı biçimde bizim evrenimiz de, belki dev bir uygarlığın bir kitap sayfasının bir köşesinde, bir ayakkabının tabanında veya bir şişe biranın köpüğü arasında yer almaktadır.

Bizim neslimiz hiç şüphesiz bu gerçeği saptama olanağına hiç bir zaman ulaşamayacaktır.Bildiğimiz tek gerçek o ki evrenimiz, diğer bir deyimle evrenimizi ihtiva eden zerrecik çok uzun zamanlar önce boş, soğuk karanlık ve hareketsiz idi. Ve sonra birisi veya bir şey krizi başlattı. Bir sayfa çevrildi, bir taş üzerinde yüründü, bir bira şişesindeki köpük çalkalandı. Yani daima bir neden var. Bizim zerreciğimiz uyandı. biz bunun muazzam bir patlama olduğunu biliyoruz. Big Bang olarak adlandırdığımız...

Belki her saniye, sonsuz kadar büyüklük, sonsuz kadar küçüklük, sonsuz kadar uzaklık içinde, on beş milyar sene önce bizim evrenimizin doğduğu gibi, bir evren doğurmaktadır. Bunlar bilinmemektedir fakat bizimkinin en 'küçük' ve en 'basit' bir, atomun patlaması ile husule geldiği bilinmektedir: Hidrojen!

Muazzam bir patlama ile birdenbire uyanan bu sonsuz sessizlik boşluğunu hayalinizden geçirin. Biraz önce sayfa niye çevrildi? Niçin biranın köpüğü çalkalandı. Önemi yok, fakat olay yalnızca, hidrojenin yanması, patlama ve kavrulma. Tertemiz, lekesiz boşluğu muazzam bir ışık kaplıyor. Kriz başlıyor. Hareketsiz duran şeyler harekete geçiyor, soğuk durumda olan şeyler ısınıyor. Sessiz duran bütün bu şeyler uğuldamaya başlıyor.

Kor haline gelişte ilk olarak hidrojen helyuma dönüşür, yani kendisinden daha karmaşık olan atom haline. Bu değişime bakarak bile evrenimizin büyük kuralını söyleyebiliriz: HER ZAMAN DAHA ÇOK KARMAŞIK!

Bu kural bir gerçektir. Fakat komşu evrenlerde bunun daha değişik olmadığını kimse kanıtlayamaz. Diğerlerinde, bu belki de: HER ZAMAN DAHA ÇOK SICAK veya HER ZAMAN DAHA ÇOK KATI veya HER ZAMAN DAHA ÇOK ACAYİP!

Bizde de şeyler daha sıcak, daha katı, daha acayip hale dönüşebilirler fakat bu temek kural, önde gelen kural değildir. Bunlar yan oluşumlardır. Bizim için temel yasa bütün diğerlerinin onun etrafında düzenlendiği yasa şudur: HER ZAMAN DAHA ÇOK KARMAŞIK!

Edmond  Wells
Göreceli ve Mutlak Bilgi Ansiklopedisi

Karıncalar, sf.47-49,Arion Yayınevi