22 Aralık 2013 Pazar

Duvar resimleri

Gaziemir yolunda İzban ile yolculuk yaparken dikkatimi, tren yolu kenarındaki duvarlara boyanmış anlamsız ve pek bir şey ifade etmeyen, grafiti resimler çekti. Sadece boyamak için yapılmış yazılardan ibaretler bana göre, belki oradakileri birer sanat eseri gibi gören grafiti hayranları da olabilir. Fakat benim zevkime hitap etmedikleri kesin. 

Fakat dünya üzerinde bazı çalışmalar var ki insanı hayretler içinde bırakıyor...


Aşık oldum galiba <3


Parktaki telefon kutularını böyle boyayasım var :-)


İzmir'deki her kaldırım babası zaten böyle...


#OccupyHuman


Yaratıcılık


Gollum


Ayakkabı kutusu eksik!


Yorumsuz

20 Aralık 2013 Cuma

Her şeyin ortasında resim

Önümüzdeki hafta, yıl başından önceki, finallerden önceki hafta quizlerimizin haftası bütün hocalar istikrarlı bir şekilde aynı haftaya yerleştirmeyi nasıl beceriyorlarsa yapmışlar işte...

Bende ufaktan ufaktan ders notlarını temize çekmeye başladım, fakat yazımın kötülüğü beni yazmaktan soğutuyor, daha önce de denediğim gibi net üzerinden araştırma yaptım biraz nasıl el yazımı düzeltirim diye hep denediğim ve pek bir ilerleme kaydedemediğim için bıraktığım uygulamalar.

Eh biraz onlara baktıktan sonra karşıma çıkan resimlere bakmadan geçmem pek olası değil (ders çalışmak istemiyorum ya!) oralara bakarken yine benim resme olan ilgim ve yine bu konudaki beceriksizliğim aklıma geldi, arkadaş insan resim çizmekten aciz olabilir mi? Olur işte :D Onu da askıya aldım ama hep gözümün ucunda gerekli malzemeler duruyor belki çizmem için gereken ilham ve yetenek bir anda belirir diye...

Fakat bazı insanlarda gerçekten bu yetenek efsanevi boyutlarda bakalım siz ne düşünüyorsunuz?





14 Aralık 2013 Cumartesi

Eski hareketli parçalar

Yolda birinin arabasından dışarı duyulan bir müzik sesi vardı. Eskilerden bir yabancı parça, o zamanlar yabancı müzik karşıtıydım ama zamanla dinlemeye başladım. Lise yıllarında bu tepe noktasına ulaştı lakin hala o ortaokul sıralarında dinlemeye başladığım parçalar aklımda hatta ezberimde. 



Bakalım siz hangilerini hatırlıyorsunuz;



Arada kaynayan da bir çok şarkı olduğuna eminim ama gerek klipleriyle gerek sözleriyle ilk aklıma gelen liste böyle oluşuyor. Hepsini hatırladınız mı?


Ya bunu :-)


13 Aralık 2013 Cuma

Cümleyi tamamla mimi!



Sevgili Anarşi farklı bir mim paslamış ama ben biraz geç gördüm, görür görmez de cevaplarımı yapıştırayım cümleleri tamamlayayım dedim. Bakalım neler çıktı, unutmadan takipçilerimden bunu doldurmayan kim varsa cümleleri tamamlamakla mükelleftir. Blog yan gelip yatma yeri değil lütfen :-)


1- Elimden gelse dünyadaki iki ayaklı mahlukların hepsini güneş sistemi dışına yollardım.

2- Kendi kendimi kontrol etmekte gösterdiğim başarıyı, cesaret gereken bazı durumlarda da göstermeyi dilerdim... (Cüneyt Arkın gibi 100 adamın arasına atlarım da bir kızın gözlerine bakıp konuşamam :/ )
3- Beni en çok kaygılandıran şey aşırı iyimserliğim, bir gün feci bir şekilde patlayacak

4- Hayatımın en kötü anıları ayrılıklardır...

5- Yalnızken düşünceler alemine dalar hayaller kurarım

6- Nefret ettiğim durumlar insanların çirkefleşmeleri, yağ gibi üste çıkmaları ve özür dilemeyi bilmemeleri.

7- İşimi seviyorsam tutmayın beni, oradan ayrılmam bile :)

8- kadınlar/ erkekler/ erkekler ne istediğini çok iyi biliyor(Anarşi'ye yanıt :) ). kadınlar ne istediklerini bilmelerine rağmen istemedikleri şeylerle uğraşıyorlar...
9- Hayat insanı çok uğraştırıyor bea!

10 - Çocukken dünya çok daha büyük ve güzel bir yerdi.

11- Başkalarının zayıf tarafı düşmanım olmadıkları sürece bir şey ifade etmez.

12- Yalan söylemek erkeklerin yapmaması gereken bir fiil, yapamıyoruz çünkü :)

13- Her şey kötü gittiği zamanlar bir sitem yollarım Allah'a

14- Geceleri bir 'İyi geceler!' dileği alıyorsanız işte o zaman hayat çok güzel!

15- Başkalarına göre ben nasılım hiç bilmiyorum ama kendime göre sıkıcı, tuhaf, oyun delisi bahtsız bedevinin tekiyim.

16- Kurtulmak istediğim korku hiç bir korkum yok, korkularım sayesinde varlığımı sürdürüyorum.

17- Bazen düşünüyorum da sonra hemen vazgeçiyorum...

18- En çok utandığım şey hoşlandığım kızın karşısında saçmalamaya başlamam :(

19- Keşke ben orta çağda yaşasaydım.

20- Anlamıyorum neden insanlar insan gibi yaşamıyorlar...



Paskalya Adası

Paskalya Adası, dünyanın en ücra bölgelerinden birisidir. Sadece 390 km2 bir alanı kaplayan bu Pasifik adası, Güney Amerika’nın batı sahiline 3700 km, en yakın yaşanabilir adaya 2300 km uzaklıktadır.


Hollandalılar, adayı 1722 yılında ilk batılılar olarak ziyaret ettiklerinde, kulübelerde ve mağaralarda yaşayan, sürekli savaş halinde olan ve Ada’daki besin kaynaklarının yetersizliği yüzünden umutsuzca yamyamlığa yönelen 3000 kişilik ilkel bir toplum buldular. Avrupalı ziyaretçileri en fazla şaşırtan ve ilgilendiren olay ise, bütün bu sefalet ve barbarlığın arasında, bir dönemin gösterişli ve gelişmiş bir toplumuna ait, Ada’nın çeşitli yerlerinde yükseklikleri altı metreyi aşan 600′ den fazla yekpare taş anıt olmasıydı. Toplumsal açıdan gelişmiş ve teknolojik açıdan karmaşık bir iş olan heykellerin yontulması, taşocaklarından başka yerlere taşınması ve dikilmesinin bu ilkel toplum tarafından gerçekleştirilmiş olması olanaksız görünüyordu.

Paskalya Adası’nın geçmişi, kayıp uygarlıklarla ya da gizemli bilgilerle dolu bir tarih değildir. Bu tarih insanın çevreye olan bağımlığını ve bu çevreyi düzeltilemeyecek biçimde bozmasının sonuçlarını gösteren çarpıcı bir örnektir.

MS 5. yüzyılda adaya batıdan 20–30 Polinezyalı göçmen geldi. Adanın çok zengin olmayan bir bitki örtüsü vardı ve hiç memeli hayvan yoktu. Evcil hayvanları tavuk ve Polinezya faresinden ibaretti; temel ekinleri tatlı patatesti. Yeterli derecede besleyici olmasına karşın tek düze seyreden bir beslenme biçiminin tek yararı, tatlı patates ekiminin zor olmaması nedeniyle başka etkinliklere ayıracak zamanlarının kalmasıydı. Temel toplumsal birimler geniş ailelerden oluşan, aralarında her konuda rekabet olan klanlardı ve her klanın kendine ait tören alanları vardı.

Buralarda ahu denilen dev heykellerin dikildiği atalara tapınma platformları vardı. Bu heykeller bir taş ocağında yapılıyordu ve daha sonra adanın değişik yerlerindeki tören alanlarına, yük hayvanları olmadığı için ağaç gövdeleri kızak olarak kullanılıp insan gücüyle götürülmek zorundaydı. 1550 yılında ada nüfusu 7000 kişiyle doruk noktasına ulaşmıştı. Zamanla klan sayıları artmış yüzlerce ahu ve 600’den fazla dev taş heykel vardı. Sonra bu uygarlık birdenbire yıkıldı.




Taş ocağında yarım bırakılmış heykeller kaldı. Bu yıkımın nedeni, Paskalya Adası’ndaki “gizemi” çözmenin anahtarı, bütün adanın ormansızlaşmasının getirdiği çevresel bozulmaydı: Göçmenler adaya ilk geldiğinde adada büyük ormanlar vardı. Nüfus arttıkça, tarım alanı açmak, ısınma ve yemek pişirme, ev aletleri, direkler ve sazdan ev yapımı için malzeme elde etmek ve balık avlayabilmek için tekne yapmak amacıyla ağaçlar kesilmeye başlandı: En çok da kızak yapımı için kesiliyordu. 1600 yılında ada tamamen çıplak kalmıştı. Heykel yapımı durdu. Ev yapılamadığı için mağaralarda yaşamaya başladılar. Artık tekne yapamadıkları için balık avlayamıyorlardı ve uzun yolculuklara çıkamıyorlardı. Erozyon topraklarını zayıflattığından yiyecek üretiminde ciddi sıkıntı yaşıyorlardı. 7000 kişiyi beslemek olanaksız hale geldi ve nüfus hızla azalmaya başladı. Dünyanın bu ücra köşesinde kapana kısılan ada halkı azalan kaynaklar üzerindeki tartışmalar sonucu neredeyse sürekli savaş halindeydi. Kölelik arttı ve alınabilecek protein miktarı düştükçe yamyamlık yaygınlaştı. Savaşların temel amacı rakip klanın ahularını yıkmaktı. 1830′larda neredeyse bu dev heykellerin tamamı yıkıldı.

Adaya gelen ziyaretçiler bu heykellerin nasıl taşındığını sorduklarında adanın ilkel sakinleri, atalarının neler yaptığını artık hatırlamıyordu; yalnızca, bu dev figürlerin adanın öteki tarafından ‘yürüyerek’ geldiğini söyleyebildiler.

Dünyanın öteki bölgelerinden neredeyse tamamen kopmuş olduklarını bilen Paskalya halkı, varlıklarının bu küçük adadaki sınırlı kaynaklara bağlı olduğunu anlamış olmalıydı. Taşocağının yakınında tamamlanmamış birçok heykel bulunması adada ne kadar ağaç kaldığının hiç düşünülmediğini, artan nüfusun ve ada halkının kültürel hırslarının, ellerindeki kaynaklardan çok güçlü olduğunu akla getirmektedir.




Dünyamızda var olan kaynaklar, gelişen toplum düzeyimizi koruyacak ve ihtiyaçlarımızı karşılayacak sonsuzlukta değildir. Paskalya Adası halkı, kısıtlı kaynaklarını tükettiğinde adeta adaya mahkûm olmuş ve kaderinden kaçamamıştır. Bizim de yaşadığımız dünya dışında kaçacak yerimiz yoktur. İnsan türü olarak varlığımızı sürdürdüğümüz bu dünyada, elimizdeki kaynakları tüketmeyecek yaşam tarzını bulmak zorundayız. Aksi takdirde Paskalya Adası halkının tarihi dünya toplumlarının tarihi olacaktır”.

Not: Adayı ilk kez Hollandalı kâşif Jacob Roggeven (1659–1729) 6 Nisan 1722’de bulur. Anılarında adayı: "Adada çırılçıplak yerliler ve sarkık kulaklı sivri burunlu heykellerinden başka bir şey yoktu"  diye tanımlar. Günümüzde adanın ihtişamlı günlerinden geriye, sadece 600 kadar, bazıları yıkık volkanik heykeller ve 15 adet odun üzerine yazılmış ve hâlâ çözülememiş tablet yazılar kalmıştır.

Kaynak: Clive Ponting, Dünyanın Yeşil Tarihi – Çevre ve Uygarlıkların Çöküşü, Çeviren: Ayşe Başcı-Sander,Sabancı Üniversitesi Yayınevi,s.1-7, 2000. Özgün Basım: A Green History of The World – The Environment and The Collapse of Great Civilizations,Penguin Books, 1991.
(Açık Öğretim Fakültesi, Çevre Sorunları ve Politikaları kitabından alınmıştır, Resimler ayrıca eklenmiştir.)