23 Mart 2013 Cumartesi

Grip!

Dışarıda hava çok güzel şu saatlerde İzmir gökyüzünde. Maalesef ki ben odamda yatağıma uzanmış, kucağımdaki bilgisayar ile uğraşıyorum. Grip! Bir erkeğin korkulu rüyası sanırım.



Genellikle durum aynen bu şekildedir. Ve bende resimdeki adam gibi yatıp dinlendiğimi söyleyebilirim. Sonra bunun nedenini düşünmeye başladım. Fark ettim ki burunları tıkanan erkeğin bedeni yeteri kadar oksijeni elde edemiyor ve bitkin düşüyor. Zaten fazla gereksiz şekilde sonuç odaklı çalışan beyni ise yetersiz oksijen karşısında vücuda 'sen sadece yatmalısın' mesajı iletiyor. Sonrasında da o beyin çalışma seviyelerini en alt seviyelere çekip IQ seviyesini 5-10 yaş grubuna indirgeyip, sürekli dışarıdan sevgi, şevkat ve ilgi odağı olma yönünde kendisini mızmız bir insan haline getiriyor...

Bu arada olay biraz reklama girebilir.

İzmir semaların sürülen bu gribe en iyi dinlenmek gider tabi ki fakat eğer baş, göz ve sırt ağrınız varsa bir parol biraz işinize yarayabilir, Boğazınızda tahriş varsa pastil bu durumu biraz hafifletebilir(Fakat mentollu şekerlemeler yemediğinize dikkat edin çünkü onlar geçici rahatlık verip sonrasında daha fazla tahrişe sebep oluyorlar) , Ayrıca doktorların pek yazmadığı fakat etkili olan theraflu(gribi taksitlendirme gibi düşünebilirsiniz, 4 günde geçebilecek gribi 8 güne yayıp hastalığın şiddetini sizi rahatlatıcak şekilde azaltıyor.)  ve aşırı öksürük durumunda suda çözünen mentopin tabletler öksürüğünüzü dikkate değer bir şekilde azaltacaktır. Son olarak pek hoş olmasa da balgam varsa tantum gargara yapabilirsiniz. Tabi ki her şey den önce doktorunuza gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü ufak bir boğaz ağrısı ileride hayatınızı kökünden değiştirebilecek bir rahatsızlığa sebebiyet verebilir.(Başıma geldi! Gerçi ben doktora da gitmiştim ama işinden anlamayana gitmişim :( )

Bütün bunlara rağmen benim kendi tercihim Lokman Hekim methodudur. Öncelikle Bal'ı sofranızdan ayırmayacaksınız. Öyle her yerde satılan aptal aptal ballardan değil hakiki kokulu bal olacak. Sonra iyice demlenmiş, rengi nar çiçeği rengine gelmiş ıhlamur ve içinede karıştırılacak bir tatlı kaşığı bal sizi gerçekten rahatlatacaktır. Nane, limon ve zencefil de iyice kaynatıldıktan sonra hastalığınıza iyi gelebilir( birazda kabuk tarçın atarsanız etkisini daha iyi görürsünüz.) Sadece boğazınızda ağrı ve tahriş varsa adaçayı sizin için bulunmaz bir nimet. (önce aldığınız 2-3 dal adaçayını bir güzel yıkatın sonra 5 dakika kadar bir bardak kaynar suyun içinde bekletin ve için.) Hepsine bal koymayı unutmayın. ;)

Bol C vitaminli meyveleri de yemeyi sakın unutmayın. Hasta olan herkese geçmişler olsun...



18 Mart 2013 Pazartesi

18 Mart

Bu gece gökyüzüne bakma fırsatınız oldu mu ?
İzmir semalarında bulutsuz bir hava vardı ve gökyüzünde muazzam bir hilal ve onun biraz üzerinde ışıl ışıl parlayan bir yıldız.

Türk Bayrağı çok net bir şekilde orada ışıl ışıl parıldıyordu. Belkide bir işaret veriyordu o şekil!
Anlatıyordu nice yitip giden canların, hep o bayrak için, yaşadığımız bu vatan için şehit olduğunu...

Bir daha aynı şekilde aynı zamanda ne zaman gelir kim bilir fakat o gökyüzündeki güzel görüntüyü görebildiyseniz ve sizin o semaya bakabilmenizi sağlamış olan, yaşamanız için kendi hayatlarını feda etmiş olan her bir şehide şükranlarınızı sunuyor ve yaptıkları fedakarlıkları anlayabiliyorsanız. İşte siz gerçekten çok şanslısınız. Ve onlar da sayenizde huzurludur... Çünkü onlar sizin gibi insanlar için her karış toprağı kanlarıyla beslediler.

Şehitlerimizi şükranla anıyoruz...

15 Mart 2013 Cuma

StarGate

Yıldız Geçidi Serisi


Serisi olan hikayelerden sanırım biraz fazla hoşlanıyorum. Hatta ve hatta hiç bitmesinler istiyorum...

Stargate SG-1, Atlantis ve Universe şeklinde 3 seriye sahip bir dizi bahsetmekte olduğum. Gerçekten hayal gücü, kurgu, senaryo ve oyuncular efsaneler. Daha önceden MacGyver dizisinden R. Dean Anderson diziye başlama sebebimdi aslında, konusunun da ayrı bir büyüleyiciliği olduğu ise muhakkak.

İlk olarak 1994te Kurt Russel'in başrolünde oynadığı film ile başlıyor konumuz.

Bir grup bilim adamı mısırda yapılan kazılar sırasında devasa bir halka bulurlar ve bir süre sonra bu muazzam nesnenin dünya dışı bir maddeden yapıldığını keşfederler.Kısa süre sonra kazara bunu çalıştırırlar ve yaşanan bir kazadan sonra onu depolarına kaldırırlar. Taaa ki üzerinde yeniden çalışılmaya başlanana kadar, bir mısır arkeoloğu mısırlıların uzaylı olduğunu inatla savunmakta ve bu konudaki bulgularını diğer bilimadamlarına kabul ettirmeye çalışmaktadır. Ve bir gün onun bu tezi yardımıyla o halkanın ne işe yaradığı ve nasıl çalıştığı keşfedilir. Stargate! İlk keşif görevinde yaşanan bazı olaylardan sonra Ra ile karşılaşırlar. Neler olduğunu öğrenmek istiyorsanız filmi izlemeniz lazım.

Sonra SG-1 dizisinde bu olaydan bir kaç yıl sonra bu halkanın tekrar aktif hale gelmesiyle yaşanan olaylar ve bu cihazın dünya toplumuna yararlı olabilecek teknoloji, ittifak, ilaç ve bilgi edinilmek amacıyla kullanılmaya başlanmasını konu alıyor. Ve bu operasyonların başındaki SG-1 takımının başından geçenler anlatılıyor.

Atlantiste, biz insanların yıllardır aradığı ve hala bulamadığı kayıp kıtanın aslında başka bir yerde olduğunu keşfediyorlar. Oraya giden ekibin başından geçenler ve tamamen farklı bir kurguyla gelişen olaylar konu alınıyor.

Universe ise bizim eski insanlar denilen yüksek aydınlanma ve gelişmişlik düzeyine ulaşmış varlıkların ilkel dönemlerinde evrenin çeşitli yerlerine göndermiş oldukları araştırma gemisinin ve yeni gelen mürettebatının yaşadığı olaylar anlatılıyordu yarım kaldı. İnşallah yaptıkları yanlışın farkına varıp yeniden devam ettireceklerdir.


Burada uzun uzun her şeyi anlatamadım ama bilmenizi isterim ki olayların mantığa biraz yakın olması, uyumlu tarihsel bazı kurgular diziyi çok hoş bir hale getiriyor. Resmen 3.kez yeniden izlemeye başladım, çünkü  zihnimin boşa çalışması yerine fantastik hayaller dünyasına dalmasını tercih ediyorum. 3 film ve toplam 17 sezonluk 3 diziden oluşan bu seriyi izleyin izlettirin. Gözünüz korkmasın başlayınca nasıl bittiğinin farkına bile varmıyorsunuz.

Kimse Mutlu Olamaz Bu Hayatta

Artık böyle düşünüyorum...

Eskiden böyle düşünenleri kınardım, hatta acıyarak bakardım. Çünkü mutlak mutluluk işte orada dışarıda bir yerde sadece siz körsünüz diye düşünürdüm. Eh o zamanlar cahilmişim, belkide biraz polyanna mışım evrene pembe çerçeveler içinden bakıyordum belkide kim bilir. Hala öyleyimdir aslında, çerçeveleri kırıldı belki o gözlüklerin fakat kırılan camlardan bazıları gözüme batmış olacak ki evrenin bazı yerleri pespembe, güzel mi güzel adeta bir cennet geliyor bana.

Çevremde çok fazla insan vardır beni düşünen, herkes bir yerden düşüncelerini belirtir doğru yolda ilerlemem için ve çoğu zaman ilginçtir ki haklı olurlar. Fakat ben bildiğimi okurum yinede çünkü 'En iyi yol bildiğim yoldur.' derim. İnatçıyımdır da o konuda kimseye kulak asmam aslında, ben o yüzden buyum diyebiliyorum.

Oradan oraya sürükleniyorum tabi ki kocaman bir okyanusun ortasında, hayat  bir derya bense üstünde bir kayıkçı. O beni istediği gibi gezdirir gerçekte, biraz kürek sallarım burun kısmının yönü değişir geri kalana bakarsın dalgalar içinde hala sallanıyorsun. Hiç çarşaf gibi olmuyor işte o deniz... Tamam! İşte bu süper her şey yolunda dediğin an. Tam küreklere asılacağın an, işte tam o an. Dalgalar yine başlar, nereden gelir bilemezsin ve yine bir oraya bir buraya sallanır gidersin. Pusula ise hiç değişmez, tek bir yeri gösterir hep.(Son nefes!)

O yüzden işte kimse mutlu olamaz hayatta, mutlak mutluluk yok bu evrende. Varsa da biz hiç bir zaman öğrenemeyiz. Biz ki burnumuzun ucunu göremeyen insanoğluyuz, kalbimizin içinde saklı olan mutluluğun nasıl farkına varacağız...



İşte yedi adımda Mutluluk;



Kabus

İnanamıyorum, olamaz! HAYIR.....
Uyandım!
Gözlerim açılabileceklerinden bile daha fazla açılmış bir halde, bütün vücudum buz gibi soğuk ve üstüm sırılsıklam yataktan fırladım.

"Oh! Şükür kabusmuş." diye geçirdim içimden.

Pek rüyalarımı hatırlayan biri değilimdir. Son bir kaç gündür bazılarını ucundan hatırlıyordum ve hepsi sıradan şeylerdi. Ama bu!

Hala içim ürperiyor. Kalbimin nasıl attığını ise ancak hayal edebilirsiniz. Çünkü yeniden başıma gelemezdi, olamazdı, olmamalıydı..... Sanırım her zamanki kabuslarım gibi öldüğümü görsem bu kadar kötü olmazdım. Farklı kişiler farklı zamanlar ve aynı olay, tam ortasında saf ben O.o
Bazı duyguların bilinçaltıma bu kadar yoğun olarak işlediğinin farkına hiç varmamıştım, evet biraz vardı ama buzdağının sadece görünen kısmı oymuş tahminimce yoksa öyle bir kabus görme ihtimalim yok.

Allah kimsenin başına getirmesin diyorum sadece...





Master Yoda'yı dinliyoruz ve içimizdeki korkuyu yok ediyoruz...